Dr. Emine Olum

Summary

In recent years, developed countries have begun developing urgent action plans to address PFAS (per- and polyfluoroalkyl substances), a group of chemicals recognized as significant environmental pollutants. PFAS do not break down in nature, accumulate in living organisms, and cause health problems, including cancer, in humans. In particular, PFAS pollution in surface water reaches humans through drinking water and aquatic products. Furthermore, PFAS entering the soil around industrial production sites or waste disposal areas contaminate animals through the food chain, creating a growing food safety concern. PFAS accumulates in fatty tissues and protein-rich foods, particularly seafood and egg yolks. Animal-based foods and contaminated water are generally the main sources of human exposure.

PFAS accumulate in plants, especially in roots and stems, due to irrigation water and soil pollution. PFAS are also used in food packaging and cooking equipment due to their water- and oil-repellent, non-stick, and flame-retardant properties, leading to secondary contamination of food through packaging and cooking utensils. In single-use paper plates, cups, and takeaway containers, PFAS used as inner coating materials show high migration rates when in contact with hot foods. Additionally, some non-stick cooking equipment, known as “teflon” in Türkiye, contains PFAS, which can migrate into food during thermal processing.

PFAS pollution has been present since the 1940s, when industrialization accelerated, and has caused serious problems, especially in countries with intensive industrial production. Since 2020, Europe and the United States have introduced laws to reduce PFAS in water and food, implementing significant restrictions. In Türkiye, only a limited number of studies have been conducted on PFAS chemicals, with just a few focusing on food. Therefore, it is crucial for institutions and university departments to conduct scientific research and develop disposal methods. It is of critical importance in our country to promptly implement legal regulations and effectively strengthen inspection mechanisms to protect public health.

***

Özet

PFAS ve Gıda Güvenliği: Tarımdan Sofraya Gıda Zincirindeki PFAS Kontaminasyonu

Çevresel kirlilik etmeni olarak son yıllarda gelişmiş ülkelerin acil eylem planı geliştirdiği PFAS (per- and polyfluoroalkyl substances) adı verilen kimyasal grubu, doğada parçalanıp yok olmamakta, canlılarda birikmekte ve insanda kanser gibi birçok sağlık problemine sebep olmaktadır. Özellikle yüzey sularındaki PFAS kirliliği içme suyu ve su ürünleri aracılığıyla insanlara bulaşmaktadır. Diğer yandan endüstriyel üretim alanları veya atık bertarafının yapıldığı çöp alanlarının çevresindeki topraktan besin zinciri aracılığıyla hayvansal gıdalara bulaşan PFAS, bir gıda güvenliği problemi haline gelmiştir. Özellikle yağlı dokularda ve proteince yüksek gıdalarda birikme eğilimi olan PFAS en fazla su ürünlerinde, sonra da yumurtanın sarısında görülmekte, genel olarak hayvansal gıdalar ve kontamine su insanlar için ana maruziyet kaynağı oluşturmaktadır.

Tarlalarda kullanılan sulama suyu ve toprak kirliliği bitkilerin özellikle kök ve gövde kısımlarında PFAS birikimine yol açmaktadır. Gıda ile temas eden ambalaj ve gıda pişirme ekipmanlarında su/yağ itici, yanmaz/yapışmaz özellikleri sebebiyle kullanılan PFAS, ikincil olarak gıdaya ambalaj ve pişirme ekipmanları aracılığıyla bulaşır. Tek kullanımlık kağıt tabak, bardak, taşıma kutusu gibi malzemelerin iç yüzeyinde kaplama materyali olarak kullanılan PFAS, sıcak gıdaların teması ile yüksek geçiş gösterir. Ayrıca ülkemizde “teflon” olarak bilinen yanmaz/yapışmaz özellikteki pişirme ekipmanlarından bazıları PFAS içermekte ve ısıl işlem sırasında gıdaya geçiş söz konusu olmaktadır.

PFAS kirliliğinin endüstrileşmenin hızlandığı 1940’lardan itibaren oluştuğunu, özellikle endüstriyel üretimin yoğun olduğu ülkelerde ciddi problemler yarattığını söyleyebiliriz. 2020 yılından itibaren Avrupa ve Amerika’da su ve gıdadaki PFAS varlığını azaltacak yasalar çıkarılmış olup, önemli kısıtlamalar uygulamaya konulmuştur. Ülkemizde PFAS kimyasallarının mevcut durumu hakkında sınırlı sayıda çalışmanın yalnızca bir kaç tanesi gıda alanında yapılmıştır. Dolayısıyla risk değerlendirme konusunda gıda ile ilişkili tüm kurumlar ve üniversite birimlerinin bilimsel araştırmalar yapması, bertaraf yöntemi geliştirmesi gerekir. Ülkemizde halk sağlığının korunması için yasal düzenlemelerin ivedilikle hayata geçirilmesi ve denetim mekanizmalarının etkin bir şekilde güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.