Prof. Dr. Meral Yurtsever

Summary

Per- and polyfluoroalkyl substances (PFAS) are synthetic chemicals characterized by their exceptional carbon–fluorine bond stability, which renders them highly persistent in the environment, leading to their widespread description as “forever chemicals.” Since the 1950s, PFAS have been used extensively in numerous applications, including aqueous film-forming foams (AFFF), textile and leather coatings, food contact materials, industrial surfactants, and consumer products. Today, there are several thousand known PFAS compounds in circulation globally.

Recent scientific evidence shows that PFAS are widely detected in treated drinking water, surface water, and groundwater, soil, atmospheric particles, indoor dust, and biological matrices, such as blood, serum, breast milk, and umbilical cord blood. These findings indicate that PFAS exposure is an environmental contamination issue and a complex public health concern driven by chronic, low-dose exposure pathways. Toxicological and epidemiological studies have linked certain PFAS compounds to negative health effects, such as changes including alterations in serum lipid levels, thyroid hormone disruption, impaired immune response, impacts on fetal and early-life growth, and elevated cancer risk.

Globally, PFAS governance has undergone rapid development in recent years. The European Union has adopted a class-based regulatory approach, introducing comprehensive restriction proposals and strict limits on total PFAS in drinking water. In the United States, the Environmental Protection Agency (EPA) established the first legally binding national drinking water standard for PFOA, PFOS, and selected additional PFAS in 2024. In contrast, the scientific evidence base in Türkiye currently relies predominantly on environmental measurements in drinking water and surface water systems, while nationwide human biomonitoring data remains largely unavailable.

In this context, a key priority for Türkiye is establishing a national PFAS surveillance framework that integrates environmental monitoring data with human biomonitoring indicators. Such an integrated system would provide a robust scientific foundation for defining health-based guideline values, identifying high-risk regions, and implementing effective source-control and risk-reduction strategies to protect public health.

***

Özet

Küresel PFAS (Per- ve Polifloroalkil Madde) Krizi: Sağlık Riskleri ve Düzenleyici Yaklaşımlar

Per- ve polifloroalkil maddeler (PFAS), karbon-flor bağının olağanüstü kimyasal stabilitesi nedeniyle çevrede son derece kalıcı olan ve bu nedenle “sonsuz kimyasallar” olarak tanımlanan sentetik bileşiklerdir. 1950’li yıllardan itibaren itfaiye köpükleri (AFFF), tekstil ve deri kaplamaları, gıda ambalajları, endüstriyel yüzey aktif maddeler ve birçok tüketici ürününde yaygın olarak kullanılmışlardır. Günümüzde binlerce farklı PFAS bileşiğinin küresel ölçekte dolaşımda olduğu bilinmektedir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, PFAS’ların arıtılmış içme suyunda, yüzey ve yeraltı sularında, toprakta, atmosferik partiküllerde, ev içi tozlarda ve biyolojik örneklerde (kan, serum, anne sütü ve kordon kanı) yaygın biçimde tespit edildiğini göstermektedir. Bu durum, PFAS maruziyetinin yalnızca çevresel bir kirlilik sorunu olmadığını, aynı zamanda uzun süreli ve düşük dozlu maruziyetler yoluyla halk sağlığını ilgilendiren çok boyutlu bir risk alanı oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Toksikolojik ve epidemiyolojik kanıtlar, bazı PFAS türlerinin serum lipid düzeyleri, tiroid fonksiyonları, bağışıklık yanıtı, gebelik ve erken yaşam gelişimi ile ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Küresel ölçekte PFAS yönetimi hızla gelişmektedir. Avrupa Birliği, sınıf temelli yaklaşımı benimseyerek PFAS’lar için kapsamlı kısıtlama ve düşük limitli içme suyu standartları getirmiştir. ABD’de ise Çevre Koruma Ajansı (EPA), 2024 yılında PFOA, PFOS ve bazı diğer PFAS’lar için bağlayıcı ulusal içme suyu standartlarını yürürlüğe koymuştur. Buna karşılık Türkiye’de PFAS’a ilişkin bilimsel kanıtlar büyük ölçüde içme suyu ve yüzey sularında yapılan sınırlı çevresel ölçümlere dayanmaktadır; ulusal ölçekli bir insan biyomonitoring programı henüz bulunmamaktadır.

Bu çerçevede Türkiye için öncelik, çevresel izleme verilerini insan biyomonitoring çalışmalarıyla entegre eden ulusal bir PFAS sürveyans sisteminin kurulmasıdır. Böyle bir yapı, sağlık temelli limitlerin belirlenmesi, yüksek riskli havzaların tanımlanması ve kaynakta kontrol stratejilerinin geliştirilmesi açısından kritik öneme sahiptir.