Dr. Yasin Kutlu

Summary

Per- and polyfluoroalkyl substances (PFAS) are a large group of synthetic chemicals that have been widely used in industrial applications since the 1940s because of their exceptional resistance to heat, water, and oil. Due to their extreme persistence in the environment and long biological half-lives in humans, they are commonly referred to as “forever chemicals.” Although initially introduced to improve the convenience, safety, and durability of consumer products, PFAS have now become a major global environmental and public health concern. A growing body of epidemiological research indicates that exposure to PFAS is associated not only to disturbances in the cardiometabolic, endocrine, and immune systems, but also to the development of certain malignancies.

This review summarizes the chemical properties of PFAS, the major routes of human exposure to them, and the biological mechanisms potentially involved in carcinogenesis. It evaluates the associations between PFAS exposure and specific malignancies, particularly kidney, testicular, thyroid, breast, and hematological cancers, in light of current scientific evidence. Available data suggest a stronger and more consistent association between PFAS exposure and kidney, as well as testicular cancers, while growing but still inconclusive risk signals exist for thyroid, breast, and hematological malignancies. Several biological mechanisms have been proposed to explain these associations, including oxidative stress induction, endocrine-disrupting effects, immune system suppression, enhanced cellular proliferation, and epigenetic alterations.

In Türkiye, systematic environmental monitoring and epidemiological data on PFAS remain limited. Although PFAS contamination has been demonstrated in industrialized regions such as the Ergene Basin, a major gap exists due to the lack of integration between environmental exposure data and national cancer registries. While regulatory actions and restrictions on PFAS are expanding rapidly in developed countries, Türkiye’s regulatory frameworks and routine surveillance are still in the early stages.

In conclusion, exposure to PFAS represents a widespread, silent, and long-term environmental carcinogenic risk. Preventive strategies, environmental monitoring, and regulatory measures implemented today will play a crucial role in determining the burden of PFAS-related cancers over the next two to three decades.

***

Özet

PFAS ve Maligniteler: Türkiye’den Küresel Perspektife Görünmez Tehlike

Per- ve polifloroalkil maddeler (PFAS), 1940’lı yıllardan bu yana endüstride yaygın biçimde kullanılan; ısıya, suya ve yağa son derece dayanıklı sentetik kimyasallardır. Çevrede biyolojik olarak parçalanmamaları ve insan vücudunda uzun süre birikebilmeleri nedeniyle “sonsuz kimyasallar” olarak tanımlanmaktadır. Başlangıçta konfor ve güvenlik sağlayan ürünlerin üretiminde kullanılan bu bileşikler, günümüzde küresel ölçekte önemli bir çevresel sağlık tehdidi hâline gelmiştir. Son yıllarda artan sayıda epidemiyolojik çalışma, PFAS maruziyetinin kardiyometabolik, endokrin ve immün sistem etkilerinin yanı sıra bazı malignitelerin gelişimiyle de ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Bu derlemede, PFAS’ların kimyasal özellikleri, başlıca maruziyet yolları ve karsinogenezle ilişkili biyolojik mekanizmaları ele alınmış; özellikle böbrek, testis, tiroid, meme ve hematolojik malignitelerle olan ilişkileri güncel bilimsel veriler ışığında değerlendirilmiştir. Mevcut kanıtlar, PFAS maruziyeti ile böbrek ve testis kanserleri arasında daha güçlü ve tutarlı bir ilişkiye işaret ederken; tiroid, meme ve hematolojik maligniteler için giderek artan ancak henüz kesinleşmemiş risk sinyallerinin bulunduğunu göstermektedir. Bu ilişkilerin altında oksidatif stres artışı, endokrin bozucu etkiler, immün sistem baskılanması, hücresel proliferasyonun artması ve epigenetik değişiklikler gibi mekanizmaların rol oynadığı düşünülmektedir.

Türkiye’de PFAS ile ilgili çevresel izlem ve epidemiyolojik veriler hâlen sınırlıdır. Özellikle Ergene Havzası gibi sanayi yoğun bölgelerde PFAS varlığı gösterilmiş olmakla birlikte, ulusal kanser kayıt sistemleri ile çevresel maruziyet verilerinin bütüncül biçimde entegre edilmemiş olması önemli bir eksikliktir. Gelişmiş ülkelerde PFAS’a yönelik yasal kısıtlamalar hızla artarken, Türkiye’de bu alandaki düzenlemeler henüz başlangıç aşamasındadır.

Sonuç olarak PFAS maruziyeti; sessiz, yaygın ve uzun vadeli etkileri olan önemli bir çevresel karsinojen adayıdır. Bugün alınacak koruyucu ve düzenleyici önlemler, önümüzdeki 20-30 yıl içinde ortaya çıkabilecek PFAS ilişkili kanser yükünün belirlenmesinde kritik rol oynayacaktır.