Küresel iklim dinamiklerindeki değişimler, günümüzde enfeksiyon hastalıklarının epidemiyolojisini somut biçimde yeniden şekillendirmektedir. Artan ortalama hava sıcaklıkları ve değişen yağış rejimleri; sivrisinek ve kene gibi hastalık taşıyıcı vektörlerin yaşam döngülerini uzatarak, habitatlarını daha yüksek rakımlara ve kuzey enlemlere taşımasına neden olmaktadır. Lancet Countdown 2026 Avrupa Raporu’nun da işaret ettiği üzere; mikrobiyal patojenlerin, bağışıklık açısından daha önce karşılaşmamış (naif) nüfusların bulunduğu bölgelere taşınması teorik bir risk olmaktan çıkıp mevcut sağlık sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturan günlük saha gerçeğine dönüşmüştür.

Avrupa’da Arbovirüs Sürveyansı ve Değişen Risk Alanları

Isınan iklimin Kıta Avrupası’ndaki en net epidemiyolojik yansımasını, eklembacaklılarla bulaşan arbovirüs enfeksiyonlarında izliyoruz. Kış aylarının giderek daha ılıman geçmesi, chikungunya ve dang (dengue) humması gibi enfeksiyonların birincil taşıyıcılarından Aedes albopictus (Asya kaplan sivrisineği) türünün Avrupa’da kalıcı hâle gelmesini kolaylaştırmıştır. 2025 sonu itibarıyla bu türün 16 Avrupa ülkesinde 300’den fazla bölgede saptanması ve geçtiğimiz yıl küresel çapta 3,6 milyonu aşkın dang humması vakasının kaydedilmesi, lokal bulaş riskinin ulaştığı boyutu kanıtlamaktadır.

Genişleyen bu risk haritası karşısında Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), izlem ağlarını erkenden devreye sokmaktadır. 5 Haziran 2026’da başlatılan Batı Nil Virüsü (BNV) sürveyansının ilk haftasında saptanan tek vaka, rakamın küçüklüğünden bağımsız olarak aktif çalışan bir erken uyarı sisteminin göstergesidir. ECDC’nin 6-12 Haziran tarihli güncel tehdit raporunda BNV, chikungunya ve hantavirüs enfeksiyonlarını öncelikli izlem listesine alması hem klinik vakaları erken yakalamak hem de asemptomatik vakaları tespit ederek kan transfüzyon güvenliğini sağlamak açısından stratejik bir gerekliliktir.

Türkiye’nin Endemik Gerçeği: Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi

Avrupa daha çok sivrisinek kaynaklı arbovirüslere odaklanırken, Türkiye’de iklim-vektör ilişkisinin en ağır morbidite yansıması kene kaynaklı Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi’dir (KKKA). Ülkemizde ilk kez 2002’de dikkat çeken ve 2003’te virolojik tanısı konan etken, Nairoviridae ailesinden bir RNA virüsüdür ve temel olarak Hyalomma cinsi kenelerle bulaşmaktadır. Bulaş büyük oranda enfekte kene tutunmasıyla gerçekleşse de viremik (virüsün kanda bulunduğu) dönemdeki hastaların veya enfekte hayvanların kan ve doku sıvılarına korunmasız temas da ciddi bulaş ve mesleki risk taşır.

Türkiye’deki klinik vakalar, vektör kenelerin aktifleştiği ilkbahar aylarında başlar; nitekim 2026 sezonunda da nisan sonu itibarıyla beklenen vaka tırmanışı gözlenmiştir. Hastalığın ülkemizdeki ana endemik koridoru, Sivas merkezli olmak üzere Yozgat, Tokat, Çorum, Amasya, Kastamonu, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane ve Bayburt hattını kapsayan Kelkit Havzası’dır. Bu bölgesel kümelenme tesadüfi değildir; alanın parçalı orman-tarım arazileri, mikrokliması ve geleneksel meraya dayalı hayvancılık pratikleri, virüsün kene ile omurgalı konak arasındaki döngüsü için optimal şartları sağlar. Hastalığa karşı özgül bir antiviral ajan veya onaylı bir aşının henüz rutin kullanıma girmemiş olması (ulusal aşı çalışmaları

sürmektedir), klinik yönetimin odağını erken tanıya ve organ fonksiyonlarını korumaya yönelik nitelikli destek tedavisine kaydırmaktadır.

Tek Sağlık Yaklaşımı ve Birincil Korunma Esasları

Vektör kaynaklı hastalıkların kontrolü sadece poliklinik şartlarında sağlanamaz. İnsan, hayvan ve ekosistem sağlığını bir bütün olarak değerlendiren “Tek Sağlık” (One Health) perspektifinin sahada uygulanması zorunludur. Profilaktik (koruyucu) tıbbi seçeneklerin sınırlı olduğu durumlarda maruziyetin önlenmesi hayati önem taşır.

Sağlık Bakanlığı rehberleri doğrultusunda riskli alanlarda alınması gereken temel koruyucu önlemler şunlardır:

· Kene tutunmasını zorlaştırmak ve vektörü kolay fark edebilmek için vücudu örten açık renkli giysiler giyilmeli, tarla ve ormanlık alanlarda pantolon paçaları çorap içine alınmalıdır.

· Açık alan aktivitesi sonrasında koltuk altı, diz arkası, kasıklar, kulak arkası ve saçlı deri dâhil olmak üzere tam vücut kene muayenesi mutlaka yapılmalıdır.

· Kene fark edildiğinde kesinlikle çıplak elle ezilmemeli, koparılmamalı veya üzerine kimyasal (kolonya, alkol, gaz yağı vb.) dökülmemelidir. Bu tür müdahaleler kenenin strese girmesine ve virüs taşıyan mide içeriğini hastanın kan dolaşımına regürjite etmesine (kusmasına) neden olarak enfeksiyon riskini katlayarak artırır.

· Kene, mekanik travma yaratmadan, ince uçlu bir penset yardımıyla cilde en yakın noktasından tutularak tek hamlede bütün hâlinde çıkarılmalı ve kişi klinik takibe alınmak üzere vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

İklimsel değişimler enfeksiyon coğrafyasını genişletirken; sağlık profesyonellerinin tanısal şüphe düzeyini yüksek tutması, sürveyans sistemlerinin kesintisiz çalışması ve toplumun bilimsel verilere dayalı olarak yönlendirilmesi sahadaki en temel savunma hattımızdır.

Kaynaklar

European Centre for Disease Prevention and Control (ECDC). Communicable disease threats report, 6 – 12 June 2026, Week 24. Stockholm: ECDC; 2026. https://www.ecdc.europa.eu/en/publications-data/communicable-disease-threats-report-6-12-june-2026-week-24 (Erişim Tarihi: 15.06.2026).

Lancet Countdown. The 2026 Europe report of the Lancet Countdown on health and climate change: narrowing window for decisive health action. London: Lancet Countdown; 2026. https://lancetcountdown.org/europe/2026-report/ (Erişim Tarihi: 15.06.2026).

T.C. Sağlık Bakanlığı, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü (HSGM). Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA). https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/component/content/article/kirim-kongo-kanamali-atesi-kkka.html (Erişim Tarihi: 15.06.2026).