Dergi

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş
Prof. Dr. M. İ. Safa Kapıcıoğlu

1960 yılında Ankara’da doğdu. Kurtuluş İlkokulu'ndan sonra, Bahçelievler Deneme Lisesi’ni (1977) bitirdi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olarak (1983) meslek hayatına başladı. Devlet hizmet yükümlülüğünü tamamladıktan sonra aynı fakültede Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı (1990) oldu. Akademik hayatına Selçuk Üniversitesi'nde başladı. 1995'de doçent, 2001'de profesör oldu. Akademik çalışmalarının yanı sıra Selçuk Üniversitesi'nde çeşitli idari görevlerde bulundu. Selçuklu Tıp Fakültesi’nin kurucu dekanlığını yaptı. 3 yılı aşkın süreyle Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitimi Genel Müdürü olarak görev yaptı. Halen Tıpta Uzmanlık Kurulu Üyesi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ve Sağlık Bakanlığı Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yöneticisi olan Dr. Kapıcıoğlu, evlidir ve iki çocuk babasıdır.

Uzmanlık eğitimini kim vermeli?

Ülkemizde uzmanlık eğitiminin nasıl olması gerektiği, kim veya kimler tarafından verileceği zaman zaman tartışma konusu olmuştur. “Uzmanlık eğitimini kim vermeli?” sorusundan hareketle bu konuyu biraz irdeleyelim. Uzmanlık eğitimi dediğimizde anlaşılması gereken, tıp ve diş hekimliğindeki uzmanlık eğitimidir. Tıp ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi ülkemizde değişik mevzuatlar çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Yakın zamana kadar diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi söz konusu değilken 6/4/2012 tarih ve 6225 sayılı Kanun ile 1219 sayılı “Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanun”da yapılan değişiklikle diş hekimliğinin sekiz alanında uzmanlık eğitimi yapılacağı hükme bağlanmış oldu. Böylece bu kanunun hükmü olarak diş hekimliğindeki 8 uzmanlık alanıyla birlikte tıpta 43 ü ana dal ve 45’i yan dal olmak üzere ülkemizde toplam 96 alanda uzmanlık eğitimin yapılması söz konusudur.

Bu eğitimler, hâlihazırda Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri ile üniversitelere bağlı uygulama ve araştırma merkezlerinde (üniversite hastaneleri) gerçekleştirilmektedir. Peki, kimler veriyor bu eğitimleri? Bu eğitim, üniversitelerde öğretim üyeleri, eğitim ve araştırma hastanelerinde ise eğitim görevlileri tarafından verilmektedir. Hukuksal normlara göre bir “yükseköğretim” olarak kabul edilen tıpta uzmanlık eğitiminin yürütülmesinde, kanun, Sağlık Bakanlığı’nı işaret etmektedir. Tartışma da bu noktada başlamaktadır. Üniversite dışında uzmanlık eğitimi alarak uzman olanların akademik çalışma yapabilmelerinin hukuksal bir güvencesi olmadığına bazı hukukçular dikkat çekmektedirler. Anayasanın 130 ve 131. Maddelerinde, yükseköğretimin esaslarının belirlenmesi ve planlama yetkisinin Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından yapılacağı öngörülüyor. Ancak 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 3. maddesinde tıpta uzmanlık eğitiminin esaslarının Sağlık Bakanlığı tarafından düzenleneceği belirtiliyor ve 1219 sayılı yasa ve ilgili yönetmelikler ile tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi ile ilgili esasları düzenleme görevinin Sağlık Bakanlığına verildiği belirtiliyor.

Yine tıpta ve diş hekimliği uzmanlık eğitiminde düzenleyici ve denetleyici bir yapı olan “Tıpta Uzmanlık Kurulu – TUK” dört yıldan beri faaliyetlerini sürdürmektedir. Sağlık Bakanlığı, YÖK, TTB, TDB ve GATA temsilcilerinden oluşan bu kurul, uzmanlık eğitiminde önemli kararlara imza atmıştır. Bunlardan birisi, bu kurul tarafından teşkil olunan uzmanlık müfredat komisyonlarının çalışmalarıyla uzmanlık eğitimi müfredatlarının resmi işlerlik kazanacak olmasıdır. Bu kurulun faaliyetleri geliştirerek sürdürmesi, uzmanlık eğitimi açısından çok önemlidir.

Tıp fakültelerinin yanı sıra Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde binlerce uzman hekim yetiştirilirken, üniversiteler dışında uzmanlık eğitimi almış hekimlerin uzmanlıklarının ve akademik çalışma yapıp yapamayacaklarının sorgulanması, ciddi bir çelişki doğurmaktadır. Bilindiği gibi üniversite kadrosunda bulunmamasına rağmen doçentlik sınavında başarılı olan pek çok uzman, Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde uzman kadrosunda görev yapmaktadırlar. Ayrıca kadrosu üniversitede bulunmasına rağmen bazı profesör ve doçent öğretim üyeleri 2547 sayılı YÖK kanununun ilgili maddeleri çerçevesinde Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde hem sağlık hizmet sunumunda hem de uzmanlık eğitiminde görev almaktadırlar. Yaklaşık bir sayı vermek gerekirse bugün itibariyle 67 eğitim ve araştırma hastanesinde görev yapan 1500 civarındaki eğitici kadronun yarıdan fazlası doçent ve profesör unvanına sahip kişilerden oluşmaktadır. Ayrıca akademik unvanı bulunmamasına rağmen eğitim görevlisi olan ( eski adıyla şef ve şef yardımcısı ) pek çok eğitici yıllardır bu ülkeye uzman yetiştirmektedirler. Ve yine Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde yetişen bu uzmanların bir kısmı üniversite tıp fakültelerinde görev alarak mesleki ve akademik faaliyetlerini başarıyla sürdürmektedirler. Yine mevzuata göre bir eğitim kurumunda uzmanlık eğitiminden sorumlu olmak için o alanın uzmanı olmak ilk ve en önemli şarttır. Bu şarttan sonra eğitim görevlisi ünvanlı (eski adıyla şef ve şef yardımcısı) veya akademik ünvanlı (profesör veya doçent) uzman olmak gereklidir. Ancak eğitim görevlisi, profesör veya doçent olmayan uzmanlar da uzmanlık eğitiminde rol almaktadırlar.

Uzmanlık eğitiminin tıp fakültelerinin işi olduğu söylemi sıkça dile getirilmektedir. Bu söylem temelde doğrudur. Uzmanlık eğitimi bir üst eğitimdir ve bu eğitimin sorumluluğunun eğitici formasyonu kazanmış uzmanlar tarafından üstlenilmesi gerekir. Bu, ülkemizdeki uzmanlık eğitimi uygulamasına ters bir durum değildir. Uzmanlık eğitiminden sorumlu olanların hepsi alanlarının uzmanı olduktan sonra çeşitli sınavları başararak o alanın uzmanlık eğiticisi olmaya hak kazanmışlardır. Buna göre aslında uzmanlık eğitimini kimin vereceği konusundan çok, uzmanlık eğitiminin nasıl olması gerektiği üzerinde durmak gerekir. En doğru olan uzmanlık eğitiminin kurumsal olarak sorumluluğunun üniversitelere ve tıp fakültelerine verilmesidir. Bununla beraber uzmanlık eğitimi verilecek tüm sağlık tesisi ve kuruluşların işeyiş ve denetiminin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılması uygun olur. Bunun örnekleri son yıllarda mevcuttur. Bazı üniversiteler Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneler ile afiliye olarak sadece uzmanlık eğitimlerini değil tıp eğitimlerinin uygulamalarını da bu kurumlarda gerçekleştirmektedirler. Böylece eskiden sadece sağlık hizmeti verilen ve uzmanlık eğitimi yapılan hastaneler üniversite ile afiliye olarak tıbbın lisans eğitiminde de rol almış olmaktadırlar. Bu hastanelerde tıp ve uzmanlık eğitimlerinin yürütülmesine ilişkin sorumluluk, üniversite tarafından üstlenilmiştir. Ülkemizin hem insan hem de maddi kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması açısından bu işbirliği çok önemlidir.

Yakın zamanda kamu hastane birlikleri kurularak faaliyetlerine başlamışlardır. Böylece özellikle eğitim hastanelerinin içinde bulunduğu birlikler aynı zamanda büyük eğitim alanları haline gelmişlerdir. Yeni Anayasa ve YÖK Kanununun yeniden düzenleme çalışmalarının yapıldığı bugünlerde tıp ve uzmanlık eğitimine ilişkin önemli adımlar atılabilir. Hâlihazırda uzmanlık eğitiminden sorumlu olduğu halde akademik unvanı olmayan bütün eğitim görevlileri, üniversite kadrolarına geçirilerek bir bütünlük sağlanabilir. Üniversitelerin hastanelerinin faaliyetleri de mevzuat çerçevesinde Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenip denetlenmelidir.

Akademik, idari ve etik normlar dikkate alınarak yapılacak yeni düzenlemelerle uzmanlık eğitimlerinde çok daha ileriye gitmemiz ve dünyaya örnek olacak modeller sunmamız mümkün olacaktır.

 

Aralık-Ocak-Şubat 2012-2013 tarihli Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi, 25. sayı, s: 22-23’dan alıntılanmıştır.

19 AĞUSTOS 2014
Bu yazı 2828 kez okundu

Etiketler



Sayı içeriğine ait yorum bulunamamıştır. Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?