Dergi

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş
SD

SD 10, Haberler

Medipolitan'a ödül

Medipolitan Eğitim ve Sağlık Vakfı, Hasta Güvenliği İçin İnovasyon Ödülü’ne layık görüldü. Hasta Güvenliği Derneği’nce düzenlenen Hasta Güvenliği İçin İnovasyon Paneli’nin ardından yapılan ödül töreni TÜYAP’ta gerçekleştirildi. Törende hasta güvenliğine katkılarından ötürü çeşitli kişi ve kurumlara plaket verildi. Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Semahat Arsel ile Show TV’de yayınlanan Doktorlar dizisinin yapımcı ve oyuncularına da plaket sunulan törende hasta güvenliğine yönelik hazırlanan ilk kitap olan ‘Hasta Güvenliği Yaklaşımları’ kitabının yayımcısı Medipolitan Eğitim ve Sağlık Vakfı’na da plaket sunuldu. Plaketi, vakıf adına Medipolitan Eğitim ve Sağlık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Naci Karacaoğlan aldı.

Antidepresanlar diabet riskini artırıyor

2 yıldan uzun süreli orta ya da yüksek dozda antidepresan ilaç kullanmanın diabet riskini yüzde 84 artırdığı bildirildi. Risk özellikle serotonin gerialım inbitörü paroksetin ve trisiklik antidepresan amitriptilin ile ilişkili bulundu.

Çalışma, İngiliz Pratisyen Hekimlik Araştırma Veritabanı kullanılarak yapıldı. Tüm ülkede 450 pratisyen hekimin izlediği 6.4 milyon hastanın verileri incelendi. Kaydedilen veriler arasında hastanın yaşı, cinsiyeti, sigara içip içmediği, boy, ağırlık, tanılar, yazılan ilaçlar, konsültasyonlar, tıbbi öykü yer aldı.

Hasta grubu içinde 1990-2005 arasında en az bir antidepresan ilaç yazılmış 165.958 hasta saptandı. İzleme alınan hastaların 30 yaşın üzerinde, önceden diabet ya da bozulmuş glukoz toleransı tanısı bulunmaması, çalışma tarihinden bir yıl öncesinde antidepresan almamış olması ve yeni depresyon tanısı alması şartları arandı. Hastalar ortalama 2.8 yıl izlendi. Kontrol grubunda yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi benzer 8963 birey izlendi.

Araştırmacılar hastaları tedavi süresi ve doza göre birkaç gruba ayırdı: Kısa süreli (12 aydan kısa), orta (12-24 ay) ya da uzun (24 aydan uzun) antidepresan kullananlar ile, düşük doz ya da orta-yüksek doz kullananlar.

Araştırmacılar toplam 2 bin 243 yeni diabet vakası saptadı. Antidepresan kullanmayanlara göre uzun süreli, orta ve yüksek doz antirdepresan kullananlarda diabet riskinin yüzde 84 arttığı görüldü. Risk trisiklik antidepresanlar ile yüzde 77, SSRI’lar ile yüzde 106 arttı. Kısa süreli ya da düşük doz antidepresan ilaç kullanımının diabet riskinde artış izlenmedi.
Antidepresan ilaç tek tek incelendiğinde amitriptilinin uzun süre kullanımı diabet riskini yüzde 149, paroksetin yüzde 75 artırdı.

Diabet Önleme Programı (DPP) adlı çalışmada depresyonlu yüksek riskli hastalarda metformin, yaşam tarzı değişikliği ya da plasebonun diabet gelişimi riskini azaltıcı etkisi araştırılmıştı. Bu çalışmada da 3.2 yıldan uzun süre antidepresan kullanmanın, diabet riskini plasebo grubunda yüzde 160, yaşam tarzı değişikliği grubunda yüzde 239 artırdığı ancak metformin kullananlarda risk artışı yapmadığı görüldü.

DPP çalışmasında diabet riskini istatistiksel olarak anlamlı derecede artıran tek antidepresan amitriptilindi. Paroksetin günde 20 mg’dan yüksek dozlarda kullanıldığında diabet riskini 4 kat artırdı. Fluoksetin, sitaprolam ya da sertralin ile diabet riskinde artış görülmedi. En fazla kilo alımına neden olan SSRI paroksetin olarak saptandı. Depresyonun kendisi de diabet riskini artırabilir. Depresyonlu hastalarda diabet riski yüzde 35 artmış bulundu.

Obez gençlerde hipertansiyon riski yüksek

Obezite her yaşta hipertansiyon riskini artırmaktadır. Ancak genç nüfusta hipertansiyon olgularının daha büyük kısmından obesitenin sorumlu olduğu bildirildi. ABD’de NHANES çalışmasının verilerinin incelenmesi ile elde edilen bu sonuçlar Archieves of Internal Medicine’da yayımlandı.

1999-2004 yılları arasında yürütülen NHANES çalışmasında 29 bin bireyin verilerinin incelenmesiyle vücut kitle indeksinin (VKİ) her 5 birim artışın hipertansiyon riskinde yüzde 45 artış yaptığı saptandı. VKİ’deki artış, izole sistemik hipertansiyondan çok diastolik ya da hem disastolik hem de sistolik hipertansiyonla ilişkili bulundu. İzole sistemik hipertansiyon, hipertansif obez kadınlarda erkeklere göre daha sık rastlandı (yüzde 62.1’e karşı yüzde 38.9).

Doymuş yağlar zihni zayıflatıyor

Sature ve trans yağların fazla, çoklu doymamış yağların az alınması, tip 2 diabetik kadınlarda bilişsel fonksiyonları geriletiyor. Diabetik hastalarda yaşla birlikte bilişsel fonksiyonların gerilediği bilinmektedir. Ancak yaşam tarzı değişikliklerinin bu gidişte ne kadar etkili olabileceğine dair veriler bulunmamaktaydı. Harvard Tıp Fakültesi aratırmacıları, Nurses Health Study (NHS)’ye katılmış 70 yaş üzeri bin 486 tip 2 diabetik hastayı izlemeye aldı. Hastaların bilişsel fonksiyonları 1995 ve 1999 yılları arasında bir kez ve iki yıl sonra ikinci kez test edildi. Diyetle yağ alımı 1980’den sonra kaydedilmeye başlandı.

Sonuçlar Diabetes Care Dergisi’nin Nisan 2009 sayısında yayımlandı. Hastalar trans yağ tüketimine göre düşükten yükseğe üç gruba ayrıldığında, en fazla yağ tüketenlerde en az yağ tüketenlere göre, bilişsel testlerin ortalaması arasında anlamlı fark bulundu. Fazla yağlı beslenenler, yaşıtlarına göre 7 yaş daha ileride bir bilişsel fonksiyon kaybı gösterdiler. Doymuş ve trans yağların çoklu doymamış yağlar ile değiştirilmesi bilişsel gerilemeyi azalttı.

Yoğun lipid düşürücü tedavi plakların lipid içeriğini azaltıyor

Koroner arter hastalarında yoğun statin tedavisinin aterosklerotik plaklardaki lipid miktarını önemli ölçüde azalttığı yeni bir çalışmayla gösterildi. MR görüntüleme ile saptanan plakdaki bu gerileme, tedavinin ilk iki yılında belirginken, üçüncü yılda yavaşlıyor.

Washington Üniversitesi’nde yapılan çalışmada apo B düzeyi yüksek, LDL düzeyi 100-190 mg/dL arası olan 123 koroner arter hastası üç ayrı tedavi grubunda takip edildi. Atorvastatin 10-80 mg, atorvastatin ile birlikte yavaş salınımlı Niacin 2 g ya da atorvastatin, yavaş salınımlı niacin 2g ve safra asidi bağlayıcı colesevelam. 1 yıl sonra bakıldığında tüm gruplarda LDL ve apo B düzeyi yaklaşık yüzde 50, trigliserid düzeyi yüzde 25-42 düşerken HDL düzeyi yüzde 12-29 artış saptandı. Bütün hastalara başlangıçta ve üç yıl boyunca her yıl yüksek rezolüsyonlu multikontrast karotid MR çekildi. Başlangıçta karotisde lipidden zengin plağı saptanan 33 hastada özellikle ilk iki yılda plakların lipid içeriği büyük ölçüde azaldı. Araştırmacılar, lipidden zengin plakların genelde riskli plaklar olarak değerlendirildiğini, bu plakların lipid içeriğinin azaltılmasının koroner olaylarda azalma sağlayabileceğine dikkat çekiyorlar.

Kalp yetmezlinde egzersiz faydalı

Egzersiz programına başlayan kronik kalp yetmezlikli hastalar, hayatta kalım açısından sınırlı bir avantaj sağlarken iyilik halinde önemli gelişme sağlandı. HF-ACTION çalışmasında kalp yetmezlikli hastalar iki gruba ayrıldı. Birinci gruba düzenli egzersiz verilmezken ikinci gruba hedef egzersiz düzeyine ulaşmak için her hafta artan miktarda egzersiz yaptırıldı. Egzersiz grubunda hastaneye yatış ve ölüm oranlarında yüzde 5 düşüş görüldü. Yürüme mesafesinde ve Kansas Şehri Kardiomyopati Ölçeği ile genel sağlık durumunda da paralel bir artış izlendi.

Araştırmacılar, düzenli aerobik egzersizle klinik sonuçlar arasında bir doz-cevap ilikisi bulunduğuna dikkat çekiyor. Çalışmada verilen egzersiz şemasına sıkı uyan hastalarda, uyum zorluğu gösteren hastalara göre daha olumlu sonuçlar alındı. Egzersizlerin üçüncü ayından itibaren hastalar kendilerini daha sağlıklı hissetmeye başladılar ve bu iyilik hali çalışma süresi boyunca devam etti.

70’li yıllarda kalp yetmezlikli hastalara egzersizden kaçınmaları tavsiye edilirdi. Daha önceki bir çalışmada egzersizin 30 aylık takipte mortalite veya hastaneye yatış oranlarını etkilemediği bildirilmişti.
 
Egzersizden sonra kas ağrılarına karşı kafein

Illinois Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada kafeinin egzersiz sonrası kas ağrılarının önlenmesinde etkili olduğu gösterildi. Çalışmaya fiziksel olarak formda 25 erkek gönüllü alındı. Bunların bazıları düzenli kahve içicisi (ortalama günde 4 fincan) iken, diğerleri çok az içiyorlar ya da hiç içmiyorlardı.

Gönüllüler önce kondüsyon bisikletinde çalıştırılarak maksimum oksijen tüketimi ölçüldü. Bir hafta sonra tekrar çağırılarak yarım saat süreyle yoğun egzersiz yapıldı. İkinci egzersiz bir hafta sonra yapıldı. Test günlerinden önce kafein, alkol ve egzersiz yapmamaları istendi.
Egzersiz testlerinden bir saat önce deneklere bir plasebo tableti ya da 2.5-3 fincan kahveye eşdeğer bir kafein tableti içerildi. Daha sonra deneklere belirli aralıklarla kuadriseps kasında hissettikleri ağrı miktarı soruldu, oksijen tüketimi ve kalp hızı ölçüldü.

Araştırmacılar, kafein hapı alanlarda kuadriseps kas ağrısında belirgin düşüş saptadı. Bu etki, hem kahve tiryakilerinde, hem de kahve içmeyenlerde gözlendi. Kafeinin beyin ve spinal kordaki ağrı yollarına bazı etkilerinin olduğu biliniyor. Araştırmacılar ağrı hissindeki azalmanın santral kökenli olabileceğini belirtiyor. Ağır egzersiz yapmadan önce kahve içilmesinin egzersiz sonrasındaki ağrıları azaltarak egzersiz programlarına uyumu kolaylaştırabilir.

Kronik böbrek yetmezliğinde bardoxolone ümit veriyor

Bardoxolone metil, antioksidan inflamasyon modülatörü adı verilen yeni bir grup ilacın ilk örneği. Amerikan Ulusal Böbrek Vakfı’nın toplantısında sunulan iki poster, ilaca büyük ilgi yarattı. Posterlerden biri kanserli hastalarda, ikincisi tip 2 diabetik hastalarda yapılan çalışmaları sunuyordu.

Bardoxolone, inflamasyonla karakterize birçok hastalıkta kullanım alanı bulabilecek bir ilaç olmakla birlikte, eldeki veriler henüz çok yeni ve yetersiz. Oral olarak kullanılan ilaç, 250’nin üzerinde antioksidan ve detoksifikasyon genini hücresel düzeyde uyaran ana düzenleyici olan Nrf2’nin benzeri küçük bir molekülden oluşuyor Mevcut anti-inflamatuvar ilaçlar inflamasyonun başlamasını sınırlandırırken; bardoxolone, inflamasyonunun dağılmasını uyarıyor.

İlaç ilk kez Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından denendi. Faz 1 çalışmasında 60 onkoloji hastasına 21 gün süreyle verilen ilaç, 49 hastada (yüzde 82) olumlu etki gösterdi. Serum kreatinin düzeyi yüzde 19.3 azalırken tahmini glomerular filtrasyon hızı yüzde 20.9 arttı. Kronik böbrek hastalıklı hastalarda GFR artışı yüzde 27.6 olarak bulundu.

İkinci çalışma için nefropatili tip 2 diabetik hastalar seçildi. Bu faz 2a çalışmasında evre 3 ve 4 diabetik nefropatili 60 hasta üzerinde optimal doz saptanmaya çalışıldı. Standart tedaviye ilaveten 28 gün boyunca 25, 75 veya 150 mg dozunda bardoxolone eklendi. Primer sonlanım noktası, GFR’nin başlangıca göre değişimi olarak belirlendi.

25 hastanın verileri incelendiğinde 25 hastada tahmini GFR’de ortalama yüzde 20.5 artış saptandı. Evre 4 kronik böbrek yetmezlikli hastalarda ise GFR’deki artış yüzde 36 olarak bulundu. Serum kreatin, sistatin C düzeyi, BUN, fosfor, ürik asit düzeyleri gibi böbrek fonksiyonlarının diğer göstergelerinde de önemli iyileşmeler izlendi. Sonuçların tümünün Amerikan Diabet Birliği’nin Haziran ayındaki toplantısında açıklanması bekleniyor.

Araştırmacılar, ilacın toksisite sorunu olmadığını belirtiyor. Kanser hastalarında 1300 mg/gün dozlarda bile toksik bir reaksiyon ya da yan etki saptanmadı. Gelişmiş ülkelerde son dönem böbrek yetmezli nedeniyle dialize giren hastaların yaklaşık yarısını diabetikler oluşturuyor. Diabet hastalarında nefropati tedavisinde fazla tedavi seçeneği bulunmuyor. Eğer bu yeni grup ilacın nefropati tedavisinde etkin ve güvenilir olduğu kanıtlanabilirse tedavi algoritmalarında önemli değişiklikler yapılabilir.

Sıcak çay özefagus kanserine neden oluyor

İran’da yapılan bir çalışmada, sıcak çay içiminin özefagus kanseri riskini artırdığı bildirildi. İran’ın kuzeyinde Golestan bölgesinde insanların en fazla tükettikleri içecek çay. Burada yaşayanlar komşu bölgelere göre çayı daha kaynar içmeye alışıklar.

Araştırma kapsamında, histolojik olarak özefagusta skuamöz hücreli kanser tanısı konmuş 300 hasta ile komşu bölgeden alınan 571 kontrol bireyinin çay içme alışkanlıkları sorgulandı.  Çalışmaya katılanların yüzde 98’inde düzenli siyah çay içme alışkanlığı vardı. İçilen çayın sıcaklığı katılımcıların yüzde 39’unda 60o C’den düşük, yüzde 38.9’unda 60o C-64o C arası, yüzde 22’sinde ise 65o C’den yüksekti. Özefagus kanseri riski, çayı ılık içenlere göre sıcak çay içenlerde yüzde 107, çok sıcak çay içenlerde ise yüzde 716 artmış olarak saptandı. Özefagus kanseri riskinin, çayı bardağa konduktan 4 dakikadan uzun süre geçtikten sonra içenlere göre 2 dakika içinde içenlerde yüzde 441, 2-3 dakika içinde içenlerde yüzde 149 arttığı saptandı.
 
Ülkemizde yapılan çalışmalarda da çayın “kıtlama” şeklinde içilmesinin kanser riskini artırdığı gösterilmişti. Şeker çayın içine atılıp karıştırıldığında sıcaklığı da düşürüyor. Kıtlama içilen çay ise daha kaynar içiliyor ve özefagus kanseri için önemli bir risk oluşturuyor.

* Mart-Nisan-Mayıs 2009 tarihli SD Dergi 10. sayıdan alıntılanmıştır.

8 HAZİRAN 2009
Bu yazı 3345 kez okundu

Etiketler



Sayı içeriğine ait yorum bulunamamıştır. Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?