Dergi

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş
Doç. Dr. Ayşen Gargılı

1988 İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi mezunu. 1995 yılında İ.Ü Sağlık Bilimleri Parazitoloji Anabilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. 1999 yılında İ.Ü. Veteriner Fakültesinde Veteriner Parazitoloji Doçenti oldu. 1999 yılında Japonya Gifu Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Departmanında moleküler yöntemlerin parazitolojide kullanılması konusunda eğitim aldı. 2000 yılında BM bursu ile ICGEB Yeni Delhi, Hindistan’da Malaria departmanında rekombinant protein eldesi konusunda post-doc çalışma yaptı. 2005 yılında LMU, Münih, Almanya’da etkenlerin kenelerde tanısı konusunda eğitim aldı. 2001-2007 yılları arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda görev yaptı. Çalışma alanları; parazitoloji, vektörler ve vektörlerle bulaşan hastalıklar, zoonozlar.

Keneler hakkında bilgilerimizi güncelleyelim

Keneler bir canlıya tutunarak kan emmek zorunda olan dış parazitlerdir. Genellikle konakçı seçiciliği göstermezler. Memeli hayvanlar, kanatlılar, insan, hatta sürüngenlerden kan emebilirler. Halk arasında, sakırga, yavsı, kerni gibi isimlerle de bilinirler. Dünyada bilinen 800’den fazla kene türünün pek çoğuna ülkemizde rastlamamız mümkündür. Gelişmelerinde yumurta, larva, nimf ve erişkin dönemleri vardır. Cins ve türlere göre değişmekle birlikte büyüklükleri larva ve nimflerde birkaç mm’den doymuş erişkinlerde 1.5-2 cm’ye kadar olabilir.

Keneler genel olarak iki grupta incelenir; Ixodidae ailesinden olan sert keneler ve Argasidae ailesinden olan yumuşak keneler. Ixodidae ailesindekilerin sırt kısmında erkeklerin tüm sırtını, dişilerde ise bir yaka gibi sırtın ön kısmını kaplayan kitin bir tabaka vardır. Sert kene adını bu yapıdan alırlar. Dişiler kan emip doyunca normal büyüklüğünün 10 katı kadar genişleyebilir. Argasidaelerde ise bu yapı yoktur ve vücutlarının tamamı yumuşak yapıdadır. Ixodidae ailesindeki cinsler hayvanlara merada saldırırlar ve gelişme dönemleri hayvanların üzerinde ya da mera ve çevresinde bulunur. Hayvan ve insanlara hastalık etkenlerini taşıyarak bulaştıran pek çok kene türü bu grupta bulunur. Borrelyoz, Kene ensefaliti, Kırım-Kongo kanamalı Ateşi, Monositik erlişyoz, Granulositik erlişyoz, Benekli Akdeniz Ateşi, Riketsiyozlar bu gruptaki keneler tarafından bulaştırılır. Argasidae ailesindekiler ise ahır ve meskenlerin duvarlarında, çatlak ve yarıklarda bulunurlar. Bu gruptaki Ornithodorus cinsinden bazı keneler Tick-borne relapsing feveri bulaştırır.

Keneler konaklarına tutunup ağız organellerini deri içine sokarlar ve burada sabitlenip doyana kadar aynı yerden kan emerler. Bu nedenle beslenme şekilleri diğer kan emen artropodlardan farklıdır. Argasidaeler çok kısa sürelerde kan emip doyarlar, defalarca kan emerler, Ixodidae ailesindeki keneler ise her gelişme dönemlerinde bir kez ve doyana kadar, birkaç gün ile birkaç hafta arasında kan emebilirler. Bu süre içinde bazı Ixodidae türleri gömlek değiştirip diğer gelişme dönemlerine geçmektedirler. Ixodidae türleri, çoğunlukla ilkbahar başı ve sonbahar sonu arasında aktiftir. Ancak bazı türler kış aylarında da aktivite gösterir. Ixodidaeler cins ve türlere göre 1, 2 ya da 3 konaktan beslenerek yaşam döngülerini tamamlarlar.

Kenelerle ilgili doğru ve yanlışlar:

Keneler kırmızı, mor ya da yeşil gibi çok renkli canlılar değildir (Bu renkleri taşıyan bir tür vardır ancak o da ülkemizde yayılış göstermez). Genellikle açık ya da koyu toprak rengindedirler. Kan emmemiş ya da yeni tutunmuş larvalar şeffaf görünebilir. Basında, KKKA ile ilgisi olmayan, hatta ülkemizde görülmeyen bazı kene türlerinin fotoğrafları yayınlanmaktadır. Bu durum, aslında keneyi tanıyan kırsal kesim insanlarının bile kafasını karıştırmakta ve kendi hayvanlarında bulunan, tanıdıkları kenenin tamamen zararsız olduğunu düşünmektedirler.

Keneler uçmaz, zıplamaz ve ağaçlardan atlamazlar. İnsanların üzerine bitki örtüsünden ya da topraktan tutunarak tırmanırlar.

Keneler doğal yaşam alanlarında, tarlalık ve tarım alanlarında, orman ve korularda, hatta kemirgen ya da kuşların girebildiği park ve bahçelerde bulunabilirler. Ancak gelişmelerinin çöplükler ya da insanların meskenleri ile bir ilgisi yoktur. İnsanların evlerine ancak bir konağın üzerinde taşınırlar. Evlerde karıncalar gibi koloni oluşturmazlar.

Kene sokması sivrisinek sokması gibi kısa süreli değildir. Kenenin kan emmesi için uzun bir süreye ihtiyacı vardır. Üzerimize tırmanan bir kene saatlerce vücutta dolaşarak kan emeceği uygun bir yer arayabilir. Ağız organellerini deriye sokup tutunması ve kan emmeye başlaması saatler süren bir zamanı alır.

Vücutta kene saptandığında; çıplak elle temastan kaçınarak (araya bir bariyer koyarak) en kısa sürede, deriye en yakın kısmından tutmaya çalışarak çekip çıkarılmalıdır. Bir cımbız bu konuda uygun yardımcı bir alet olabilir. Kene çıkarmak için bir sağlık kuruluşuna başvurmayı beklemek gerekli değildir. Kenenin üzerine herhangi bir madde dökerek beklemek gibi ampirik ve etkisi bilinmeyen yöntemler uygulanmamalıdır. Kene çıkarma sırasında ağız organelleri kopabilir ve deri içinde kalabilir, bu kısımlar kitin yapısındadır ve en fazla yabancı cisim etkisine yol açarlar. Kenenin geri kalan kısmı uzaklaştırıldığında hastalık bulaştırma riski de ortadan kaldırılmış olur, deride kalmış ağız organeli parçalarının bu bakımdan bir riski yoktur.

Ülkemizde 2002 yılından beri salgın halinde görülmeye devam eden KKKA hastalığının vektör keneleri (H.m.marginatum), ülkemizde varlığı çok daha önceden bilinen kenelerdir. Bu nedenle ülkemize sonradan getirilip atıldıkları gibi komplo teorilerinin bir dayanağı yoktur. Ancak bu kenelerin KKKA virüsü ile enfekte bulunma oranları son yıllardaki çalışmalarla ortaya konmaktadır. Hastalığın ortaya çıkışı ve yayılışında ekolojik dengelerin bozulması, iklim ve çevre şartlarının değişmesi, konak hayvan populasyonunun artması, kene sayısının artması gibi faktörler rol oynamaktadır. Bu faktörler, KKKA salgınlarını görüldüğü başka ülkelerde de etkili olmuştur.

KKKA hastalığının vektörü olan kenelerle mücadelede en uygun yöntemler kişisel korunma ve evcil hayvanların ilaçlanmasıdır. H.marginatum türü keneler doğal yaşam alanları ile sıkı ilişkisi olan kenelerdir. Yayılış gösterdikleri yerler ormanlık, koruluk alanlar, yaban domuzu ve kır tavşanlarının, kirpi ve yerden beslenen kuşların bulunduğu bölgelerdir. Şehir içlerinde yaşaması ve yerleşmesi zordur. Bu nedenle şehir alanlarındaki park ve bahçelerin ilaçlanmasının KKKA hastalığının yayılışına bir etkisi olamaz. Ancak, özelikle İstanbul olmak üzere, şehirlerdeki ormanlık alan ve parklarda farklı bir kene türü olan Ixodes ricinus yayılış göstermektedir. Bu kenenin yaşamında kuşlar ve kemirgenler önemli konaklardır ve bu konakların bulunduğu yerlerde rastlanabilirler. Piknik alanları ve bahçelerin sınırlı bölgelerde ilaçlanması bu kene ile mücadelede yardımcı olabilir. İlaçlamanın insanların kullandığı sınırlı bölgelerde yapılması ve doğal hayata müdahale edilmemesi gerekmektedir.

Hem şehirde hem de kırsal alanda yaşayanlar kenelere karşı mutlaka kişisel korunma önlemlerini almalıdır. Piknik, doğa yürüyüşü, avcılık, ormanda ya da tarlada çalışma sonrasında vücut kene varlığı yönünden her gün kontrol edilmelidir. Görülen keneler hemen uzaklaştırılmalıdır. Yüzde 30 ve üzeri oranlarda DEET içeren uzaklaştırıcı spreyler vücuda sıkılarak kullanılabilir. Bu etken maddeyi içeren ürünler 2-5 saat arasında koruma sağlamaktadır. İşleri nedeniyle sürekli açık alanda bulunmak ve çalışmak zorunda olan kişiler ise (Orman işçileri, askerler, tarım çalışanları vb.) kıyafetlerini yüzde 0.5 permethrin içeren insektisitlerle muamele ederek koruyuculuk sağlayabilirler. Bu insektisitler kıyafet tamamen ıslanana kadar uygulanır ve 24 saat kurutulduktan sonra giyilebilirler. Kıyafetler yıkansa bile birkaç hafta koruyuculukları devam eder. Yine de tüm bu uygulamaların yüzde 60-80 oranında koruyucu olduğu unutulmamalı ve vücutta kene kontrolü ihmal edilmemelidir.

12 OCAK 2009
Bu yazı 5567 kez okundu

Etiketler



Sayı içeriğine ait yorum bulunamamıştır. Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?