Köşe Yazıları

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş

İzmir Maarif Koleji, Ankara Fen Lisesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra aynı üniversitede Halk Sağlığı ihtisası yaptı. Zorunlu hizmetini Kocaeli Sağlık Müdürlüğü’nde tamamladı. 1988 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalına geçti ve aynı yıl Halk Sağlığı doçenti, 1994 yılında da profesörü oldu. Bir süre Dünya Sağlık Örgütü’nce Ankara’da oluşturulan Sağlık Politikaları Proje Ofisinin Direktörlüğünü yaptıktan sonra 1995 yılında Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi’ni kurmak üzere Dekan olarak görevlendirildi. Dekanlık görevini 2006 yılına kadar sürdüren ve 2008 yılında Yeditepe Üniversitesine geçen Hayran, Yeditepe Üniversitesi’nde Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Hayran, halen Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi olarak görevini sürdürmektedir.

Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

İşlerin meslekleşmesi ve hekimlik mesleğinin evrimi

Mesleklerdeki değişimi anlamak için önce iş ve meslek arasındaki farka değinmek gerekir. Her iş meslek değildir. Örneğin başhekimlik, CEO’luk, dekanlık, rektörlük, işportacılık, çiftçilik gibi bazı faaliyetler “iş” olarak adlandırılırken; hekimlik, hemşirelik, eczacılık, teknisyenlik gibi bazı faaliyetler “meslek” olarak adlandırılır. Yani günlük hayattaki insan faaliyetlerinin bazıları iş iken diğer bazıları meslektir.

Meslek, Batı dillerindeki kullanımı ile Latince'de topluma söz vermek, taahhütte bulunmak anlamına gelen “Profess” sözcüğünden türetilmiştir. Profesyonel, yani meslek sahibi olmanın anlamı ise, ortak bir amaç doğrultusunda kamu yararına işler yapacağını beyan etmek ve bu sözlerini yerine getirmediği takdirde disiplin altına alınacağını kabullenmektir. Başka bir deyişle, bazı işlerin mesleğe dönüşmesi, işi yapanlarla toplum arasındaki bir tür “sosyal sözleşme” gerçekleşmesi anlamına gelir. Eğer yapılan işin gerektirdiği bilgi ve beceri birikimi herkesin yapabilmesine elvermeyecek kadar fazla ve özel bir eğitim gerektiriyor, işin toplumsal yarar açısından önemi fazla ise, işi yapanlarla toplum arasında görünmez bir sözleşme oluşur. Toplum/kamu işi yapan kişiye “profesyonel” unvanı vererek, ondan dürüstçe, özverili biçimde iş yapmasını, başkalarına zarar vermeyecek ve kişisel çıkarlarını geri planda tutacak şekilde, ahlaklı davranmasını ister. Profesyonel ise, yaptığı işe saygı duyulmasını, takdir edilmesini ve karşılık bulmasını, işinin gerektirdiği güç ve yetki alanının korunmasını bekler. Bu anlamda her mesleğin, devletle yani kamuyu temsil eden büyük örgütle bir birlikteliği ve karşılıklı bağlılıkları söz konusudur. (1,2)

Mesleklerin geçmişi ortaçağa kadar uzanmaktadır. Bu dönemde din, tıp, hukuk gibi alanlarda yapılan işler “öğrenilen meslekler” olarak diğer işlerden ayrıştığı görülmektedir. Sanayi devrimi ve kapitalizmin gelişmesi ile birlikte mühendislik, muhasebe, mimarlık, bilim adamlığı gibi işler de meslek haline gelmiş ve belirli iş alanlarında tekelleşme başlamıştır. 20. Yüzyılda sosyal refah devleti kavramı ile birlikte öğretmenlik, halk sağlığı ve sosyal hizmet konularındaki meslekleşmelerin hızlandığı görülmektedir. Özet olarak pek çok işin mesleğe dönüşmesi 19. Yüzyılın ortasında başlayıp 20. Yüzyılın başlarında iyice oturan bir süreçten oluşmaktadır.

İşlerin mesleklere dönüşmesi süreci konusunda sosyologlar arasında farklı görüşler ve teorik tartışmalar olmakla birlikte, Anglosakson kültürlerde tabandan başlayan sürecin devletin yetkilendirme ve düzenlemesi ile tamamlandığı, yani önce usta-çırak ilişkisi ve okullar kanalıyla eğitimi yapılan, edinilen mesleklerin daha sonra standartlaştırılmış eğitimler ile üniversitelerden edinildiği, buna paralel olarak, önce yerel sonra ulusal meslek örgütlerinin oluştuğu, sonra da devlet tarafından yetkilendirme ve etik kodların oluşması dönemi ile gelişimlerinin tamamlandığı görülmektedir. (3) Kıta Avrupası ülkelerinde ise meslekleşmenin tepeden başlayarak tabana yayıldığı, yani önce devletin bir düzenleme ile bir işin meslek haline gelmesi için yetki ve sorumluluk tanımlaması yaptığı, eğitimini ve çalışma koşullarını düzenlediği, meslek örgütlerinin kurulmasına önayak olduğu dikkati çekmektedir. (4)

Konuya ideolojik olarak yaklaşıldığında, Marxist açıdan meslekleşme, değişen üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmakta iken, kapitalizm açısından yeni ekonomi ve bilgi-becerinin tekelleşmesi ile boy göstermektedir. Her iki yaklaşımın ortak sonucu, eskinin asalet ifade eden unvanlarının yerini prestijli mesleklere bırakmış olmasıdır.
Meslekleşme, bilgi ve becerinin tekelleşmesi, bazı mesleklerin saygınlığını, gücünü arttırmakta, ancak bu konum, kapitalist ekonomilerdeki pazarın rekabetçi gücü ve toplumun beklentileri karşısında uzun süre korunamamaktadır. Ardından, bazı meslekler için meslek olma özelliğini kaybetme yani deprofesyonalizasyon veya proleterleşme süreci gelmekte, ancak, profesyonellerin bilgi ve yenilik üretme yeteneği nedeni ile bu da tam olarak mümkün olamamaktadır. Bu bir evrim şeklinde ve bazen mutasyonlarla devam eden bir süreçtir. Yani, yeni meslekler ortaya çıkmakta, bazı eski meslekler önemini yitirmekte, kaybolmakta ya da değişmektedir. Daha özet bir deyişle, kapitalist ekonominin dinamikleri ve rekabetçi güçleri, meslekleri hem yıkmakta, hem de yeniden yapmaktadır. (5)
Mesleki değişim ve gelişimlerin dinamiğini anlamak için üç açıdan bakmak mümkündür: Birincisi “yetki” mekanizmalarına dayanan “hiyerarşik” açıdan, ikincisi “parasal karşılık” ile ifade edilen “pazar” açısından ve üçüncü olarak da “güven” ile özetlenebilen “toplumsal” açıdan. (5, 6)

Meslekler arası hiyerarşi sayesinde işlerin tanımı, bilginin dağılımı ve etkili kullanımı, kontrolü sağlanmakta, ancak, hiyerarşi bilgi üretimini ve yeniliği engelleyici bir etki de yaratmaktadır.

Pazar sayesinde bilgi üretimi ve yenilikler artmakta, ancak, gene bu nedenle (patentler, gizlilik, vs) bilginin yaygınlaşması ve sosyalleşmesi engellenebilmektedir.
Toplumsallık sayesinde, ortaklaşa bilgi üretimi ve yeniliklerin artması, yayılımı mümkün hale gelmektedir. Ancak, burada da önemli risk olarak, üniversiteler örneğinde olduğu gibi, içe kapanma ve izolasyon sorunu ortaya çıkabilmektedir.

Klasik olarak bu üç mekanizma birbirini dışlar gibi algılansa da üçünü birlikte düşünmek daha doğrudur. Özetlemek gerekirse, bir meslek hiyerarşik açıdan kendisini ne kadar net tanımlamış, bilgi-beceri birikimi ve yenilik üretme potansiyeli ne kadar fazla ve topluma sağladığı yarar, verdiği güven açısından ne kadar önemli ise, o kadar değerli ve kalıcı olmaktadır. Bu özelliklerini yitiren meslekler zaman içerisinde meslek olma özelliklerini de kaybetmektedir.

Hekimlik: Özveriden Kibirli Özgüvene Evrimi
Yukarıda da değindiğim gibi, meslekleşme, profesyonelleşme sanayi devrimi döneminde hız kazanmış, ondokuzuncu yüzyılın sonlarında bugünkü anlamına ulaşmıştır. Sağlık mesleklerindeki evrim yirminci yüzyılın ikinci yarısında, tıptaki ve teknolojideki yeni buluş ve gelişmelere paralel olarak hız kazanmış, günümüzde ise neredeyse izlenmesi zor bir hal almıştır.

Her türlü hastalığın doğa üstü güçler ve kötü ruhlar tarafından oluşturulduğu sanılan ve iyileştirme işinin kötü ruhları kovma, bedeni büyünün etkisinden kurtarma olarak görüldüğü ilkel toplum dönemleri bir yana, Hipokratik dönem olarak bilinen Batı tıbbı uygulamalarının ilk dönemlerinde hekimliğin, tevazuya, özveriye dayanan, usta-çırak ilişkileri ile öğrenilen ve yürütülen bir iş olduğu görülmektedir.

Hekimlik, sanayi devriminin de gerçekleştiği ondokuzuncu yüzyılda toplum nezdinde saygın bir meslek konumuna gelmiş, yirminci yüzyılın başındaki buluşlarla birlikte, insan vücuduna makine bakışının egemen olmasıyla, özellikle de antibiyotiklerin keşfinden sonra özgüvenle özdeşleşen bir meslek olarak görülmeye ve algılanmaya başlanmıştır. Bu dönemde, mesleki alçakgönüllülüğün kaybolmaya başladığı hatta alçakgönüllü olmanın bir tür pısırıklık ve yetersizlik gibi görüldüğü, özgüvenin ise küstahlık, kural tanımazlık boyutuna ulaştığı dikkati çekmektedir. Tıbbi hataların bile normal karşılanması gerektiği, çünkü bu yolla yeni bilgilerin elde edilebileceğinin savunulmaya başlandığı bu dönemde, hastalar mesleğin öznesi olmaktan çıkıp nesnesi haline gelmiştir. Öyle ki, insanların tıbbi araştırmalarda kobay olarak kullanılması sadece Hitler Almanya’sı veya Stalin Rusya’sının değil, bu dönemde liberal Batı dünyasının da belirgin özelliği olduğu görülmektedir. Gene bu dönemde tıbbi uygulamaların bilim mi yoksa sanat mı olduğu tartışmaları ortaya çıkmış, mesleğin özerkliği, yani mesleki uygulamalar konusunda meslek mensuplarının tek düzenleyici olması, uygulayıcıların yaptıkları konusunda bir tür dokunulmazlığının olması önem kazanmıştır. Ancak, bir süre sonra bilim-sanat tartışmasının durulduğu, ikisinin birbirini tamamladığı sonucuna varıldığı görülmektedir. (7))

Yirmi birinci yüzyılla birlikte özellikle bilgiye erişimin kolaylaşması, bilişim teknolojilerinin yaygınlaşması, tıp bilgi ve teknolojilerindeki gelişmeler sağlık mesleklerinin evrimini hızlandırmıştır. Bu dönemde yeni mesleklerin ortaya çıkışı hızlanmış, sağlık profesyonellerinin yaptıkları işler daha çok sorgulanmaya, hasta hakları ve hekim hataları daha yüksek sesle tartışılmaya, hekimlerin otoriter tavırları yerini danışmanlık fonksiyonlarına terk etmeye, özellikle hekimlik mesleğinin uygulamalarının düzenlenmesinde devletin rolü artmaya, mesleki özerklik sınırları daralmaya başlamıştır.
Teletıp, evizit, tele-robotik cerrahi uygulamalarının yaygınlaşması ile birlikte hasta-hekim ilişkisi şekil değiştirmekte ve daha da değiştireceği anlaşılmaktadır. Sağlık hizmetlerinin şimdiden bir tür teknik hizmetler haline gelmekte olduğu, hasta ile hizmeti veren personel arasına çok sayıda teknolojik araç-gereç girdiği dikkati çekmektedir. İnsan vücudunu makine gibi görüp arızanın yerini bulma ve onarma çabası, yerini, verileri toplayıp çözümleme ve bozuk olan yazılımı yenileme mantığına terk etmektedir. Bu dönemde sağlık profesyonellerini bekleyen en önemli tehlike yabancılaşmadır.

Artan bilgi ve teknolojik uygulamalara paralel olarak sağlık alanındaki mesleklerin sayısı, çeşitliliği de hızla artmaktadır. Bu artışın önemli bir sonucu meslekler arasındaki bağımlılığın da artmasıdır. Aynı döneme özgü bir diğer önemli gelişme ise sağlık sektöründeki profesyoneller ile sıradan insanlar arasındaki bilgi açığının giderek kapanıyor olmasıdır. Yani hekimler bir yandan güç alanlarını yeni mesleklere yer açarak daraltmakta, onlara daha fazla bağımlı hale gelmekte, bir yandan da geleneksel olarak “uzman” olmanın verdiği gücü daha bilgili hastalar karşısında artık eskisi kadar rahat kullanamamaktadırlar.
Bu değişimlere ek olarak, hekimliğin kendini düzenleme-yenileme yeteneğinin geri kalmış olması yeni sağlık mesleklerinin gelişimini hızlandırmaktadır. Hasta hakları hareketi, demokratikleşme, her konuda açıklık ve şeffaflaşma, anti-tekel akımlar gibi gelişmelerin özellikle devlet ile hekimlik arasındaki sıkı ittifakı sarsmış olması bunun en önemli nedenlerinden birisidir. Malpraktis konularının daha rahat tartışılması ve tıbbi hatalara bağlı ölümlerin boyutlarının ölçülmeye başlanmış olması, medyanın bu konuyu daha fazla işlemesi, yeni mesleklerin kendi güç alanlarını oluşturmak için verdikleri mücadeleler sonucu daha önce devletin ayrıcalıklı ve dokunulmaz müttefiki konumunda olan hekimlik, güç alanını yavaş yavaş küçültme yoluna gitmiştir. Bu süreçte kuşkusuz meslek örgütlerinin de önemli payı olmuştur. Asli görevlerinin halk sağlığı ve meslek onurunu korumak olması gereken bu kuruluşların, ya mesleğin çıkarlarını koruma ağırlıklı davranmaları, ya da kendi alanları dışında kalan konulara ilişkin politik söylemlere ağırlık vermeleri, saygınlıklarının aşınması ile sonuçlanmıştır.

Hastalıkların sınıflandırılarak kodlanması, tanı ilişkili grupların oluşturulması, klinik rehberlerin uygulamaya konulması, gibi gelişmeler aslında başka amaçlarla ortaya çıkan uygulamalar olsa da geleneksel güç alanlarını daraltan ve tıbbi uygulamaları kutsal olmaktan çıkarıp büyük ölçüde bürokratik hale getiren gelişmelerdir. Bunları takiben rapor verme, reçete yazma konusunda çeşitli hekim gruplarının sınırlandırılması, muayenehane standartlarının belirlenerek yürürlüğe konulması, hekimlerin geleneksel güç alanını daraltan uygulamalardan bazılarıdır.

Daha önce neredeyse tamamen meslek geleneklerine ve ahlaki ilkelere göre yürütülen tıbbi uygulamalar artık teknik ve ticari konular haline gelmeye başlamış, kendi kendini düzenleme yetkisi olan bu özerk yapının kontrol edilmesi gerekliliği, sorumluluk ve hesap verebilirliği gündeme gelmiştir.

Özetlemek gerekirse, sağlık ve özellikle tıp alanındaki profesyonelleşme, eskiden var olan izole ve seçkinci özerkliğini terk ederek, geniş bir paydaş grubu ile karşılıklı bağımlılık ilkesinde hizmet sunumuna doğru evrilmektedir. Bunun sancılı bir geçiş olacağı, ancak kaçınılmaz olduğu ortadadır.

Kaynaklar

1-Cruess RL, Cruess SR. Expectations and Obligations professionalism and medicine’s social contract with society. Perspect Biol Med, 2008;51(4):579–98.

2-Cruess SR, Johnston S, Cruess RL. “Profession”: a working definition for medical educators. Teach Learn Med, 2004;16(1): 74-6.

3-Wilensky HL. The Professionalization of Everyone? Amer J Sociol, 1964;70:137-158.

4-Neal M, Morgan J. The Professionalization of Everyone? A Comparative Study of the Development of the Professions in the United Kingdom and Germany. Eur Sociol Rev, 2000;16(1):9-26.

5-Adler PS. Market, hierarchy and trust: The knowledge economy and the future of capitalism. Organ Sci, 2001;12(2):215-234.

6- Adler PS, Kwon SWoo. Community, Market, and Hierarchy in the Evolving Organization of Professional Work: The Case of Medicine (January, 19 2009). REDIRECTIONS IN THE STUDY OF EXPERT LABOUR: ESTABLISHED PROFESSIONS AND NEW OCCUPATIONS, Stephen Ackroyd, Daniel Muzio, Jean-François Chanlat, eds., Palgrave, 2008. Available at SSRN: http://ssrn.com/abstract=1330166

7-Wynia MK. The Short History and Tenuous Future of Medical Professionalism: The erosion of medicine’s social contract. Perspect Biol Med, 2008; 51(4):565–78.

Bu yazı 1295 kez okundu

Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?