Köşe Yazıları

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş

1959 yılında Bolu-Göynük’te doğdu. İlköğrenimini İstanbul’da Şair Nedim İlkokulu’nda, ortaöğrenimini Özel Darüşşafaka Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1985 yılında mezun oldu. Üroloji uzmanlığını Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladı (1992). 1992-1994 yıllarında Sakarya’da Geyve Devlet Hastanesi’nde uzman doktor olarak çalıştı. 1994 yılında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalına Yardımcı Doçent olarak atandı. 1996 yılında doçent, 2003 yılında profesör oldu. 2003 yılında klinik mikrobiyoloji dalında bilim doktoru oldu. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde çeşitli idari görevlerde bulundu. 2001-2002 yıllarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü görevinde bulundu. 2006-2009 yıllarında Dünya Sağlık Örgütü İcra Kurulu üyesi olan Aydın, Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulundu. Dr. Aydın, halen İstanbul Medipol Üniversitesi Rektörüdür.

Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Aşı bilinçsizliği

2005 yılında “aşı bilinci” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bugün tarihin tekerrür ettiğini görünce bu yazımdan bazı alıntılar yaparak sizinle paylaşmak istiyorum. O günlerde aşı konusunda kamuoyunu yanıltan yayın organlarına tepki olarak yazılmış bir yazıydı aşağıdaki satırlar:

“Sağlık Bakanlığı, aşı konusunda son derece hassas ve gayretlidir. Oldukça başarılı uygulamalarına rağmen yapılanlarla yetinmeyip, geçtiğimiz günlerde 1. Ulusal Aşı Sempozyumu’nun düzenlenmesine öncülük etmiş ve Türkiye’de şimdiye kadar uygulanan koruyucu aşılama programını masaya yatırmıştır. Bilim adamlarının konuyu enine boyuna tartışmaları, araştırmalarının sonucunu kamuoyu ile paylaşmaları, sağlık kuruluşlarının bunları uygulamak için seferber olması ve Sağlık Bakanlığı’nın bütün bu hamlelere önderlik etmesi tabii iftihar edeceğimiz hususlar.... Ama yetersiz. Toplum duyarlılığının azlığı, iletişim araçlarının konuya yabancı kalması, anne ve babaların gereken önemi vermemesi bizim yumuşak karnımız.

Evet, çocuklarımızın yüzde doksanından fazlasını aşılatırsak, ölen dört çocuktan üçünün sağ kalacağını, ağlamaya, gülmeye devam edeceğini, annesine babasına sarılacağını ve en önemlisi büyüyüp adam olacağını biliyoruz. Bunu başarmak o kadar zor mu?

Bunu başarmak için aşı bilincini yükseltmemiz gerekiyor. Anneleri aşı için harekete geçirmemiz, toplumu aşı için seferber etmemiz gerekiyor. Çocukları aşıdan soğutmak yerine aşıyı sevdirmemiz, aşıya koşturmamız gerekiyor.

Dünyada “iğne” ile anılan aşılamanın yerine deri üzerine yapıştırılan bant gibi çocukları korkutmayacak yöntemler araştırılmaktadır. Çocukları iğne ile korkutma cehaletinden geçin, anneleri iğneden daha acıtıcı haberlerle paniğe düşürme ve toplumu aşıdan kaçırma gayretlerine tanık olma bahtsızlığını bile yaşıyoruz. Toplumda aşı bilincini artırma sorumluluğu taşıyan kitlesel iletişim araçları sorumsuzca bunun aksini yapma cüretini gösterebiliyor. Sapasağlam doğan çocukların bütün aşılarının ihmal edilmeden yapılması sonucunda nasıl bir anda konuşamamaya, bildiklerini unutmaya, sinir krizi geçirmeye başladıklarından söz edebiliyorlar. Bir çocuğa aşı ile birlikte altı kez katkı maddelerinin enjekte edildiğine dikkat çekebiliyor, çocukları “aşızede” diye niteleyebiliyorlar. Kurşunlu katkı maddelerine atıfla kurşunlu benzin gibi katkı maddesinin ve tabi ki yapılan aşıların kaldırılmasını önerebiliyorlar.

Zaman zaman ilaç kavgalarına şahit oluruz. Büyük pazar savaşları önümüze bir gün bir ilacın, diğer gün bir başkasının zararlı yan etkilerinin sonucu ölen ve sakat kalan insan manzaraları sunar. Basın yayın kuruluşlarımız bu savaşlarda öylesine gönüllü yer alır ki, haberlerin içinden doğrusunu bulup çıkarmak neredeyse imkânsız hale gelir. Hele bu savaşlara taraf olan bilim adamlarının isimleri de telaffuz edilince ortalık tam bir belirsizlik ve karmaşa halini alır. Türkiye milyonlarca dozluk aşı ihaleleri yapmakta ve uluslararası çıkar çevrelerinin iştahını kabartmaktadır. Bu pazar kavgalarında son derece stratejik olan aşının kullanılması, hele buna ulusal medyamızın alet olması affedilir bir durum değildir. Birçok ilimizde aşılama oranlarında son derece yüksek başarılar yakaladığımız bir dönemde böylesine sorumsuzca yaklaşımın bu başarıları engellemesi, sadece bir habercilik hatası olarak değil, yüzlerce, binlerce yavrunun ölüm fermanı olarak tarihe geçecektir.”

***

Bugün halkımızın kafasını karıştırmada rol alan sadece medya kuruluşlarımız değil. Hırsları uğruna bilim adamı olduğunu unutanlar, görevde olduğu dönemlere ilişkin hatıralarımıza olumlu iz bırakamayanlar, kadim batıl inançlardan kurtulamayanlar ve daha niceleri bu rolü üstlenmiş görünüyor. Bana boyumdan büyük laf etmemek düşüyor, bu yüzden sadece 4 yıl önceki bir yazımdan alıntılardan başka bir söz söylemiyorum.

Bu yazı 2229 kez okundu

Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?