Köşe Yazıları

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş

SD Platform yazarı olan Dr. Sonsuz, 1957’de Erzurum’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İskenderun’da tamamladı. 1981’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Uzmanlığını 1989 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladı. Aynı yerde 1992’de doçent, 1998’de profesör oldu. Mesleki ilgi alanları viral hepatitler ve karaciğer yağlanmasıdır.

Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Kahve ve karaciğer

Kahve’nin karaciğer üzerindeki etkileri yeni bir bilgi değildir. Bu konudaki ilk araştırmalar kahve kullanımının ilaç metabolizması üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik çalışmalar kapsamında kafein ile karaciğerdeki mikrozomal enzim sisteminin etkileşimi üzerinde yoğunlaşmıştır. Sonraki yıllarda kahve kullanımının karaciğer hastalığının önleyebileceğine ilişkin bazı verilerin yayınlanmış olduğu görülmektedir (1). 1993 yılında İtalya’da yaşlılardaki kalp ve damar hastalıklarının araştırıldığı bir çalışmada günde 3 fincan veya daha fazla kahve tüketen bireylerin karaciğer enzimlerinin (Transaminazlar, GGT ve A.Fosfataz) daha düşük olduğu görülerek bu bulgu European Journal of Epidemiology’de "Unexpected effects of coffee consumption on liver enzymes" başlıklı bir makalede yayınlanmıştır(2). Benzer bir veri 1998 yılında International Journal of Epidemiology’ de yayınlanan 12687 hastaya ilişkin bir araştırma ile de gösterilmiş ve bunu başka bazı çalışmalar izlemiştir (3). Bu ilk çalışmaların verileri daha çok kahvenin GGT aktivitesini baskıladığı ve/veya hepatositleri alkol ve diğer zarar verici nedenlere karşı koruduğu varsayımını destekleyecek şekilde yorumlanmıştır.

Aynı dönemlerde yayınlanan başka bazı çalışmalarda ise kahvenin karaciğer sirozu gelişimini önleyici etkileri olduğu şeklinde değerlendirmeler yapılmıştır (4,5). Benzer şekilde hepatoselüler kanser riski ile kahve tüketimi arasında zıt yönlü bir ilişkinin mevcudiyeti de ileri sürülmüş olup 2007 yılında yayınlanan bir meta analizin sonuçları başlangıçta kolayca kabul edilemeyecek gibi görünen bu neticeyi doğrular niteliktedir (6).

ABD Ulusal Kanser Enstitüsü uzmanlarının 766 karaciğer hastası üzerinde yaptıkları ve sonuçları Hepatology dergisinin Kasım sayısında yayımlanacağı duyurulan araştırma, yukarıda özetlenen önceki çalışmalara benzer yöntemlerle gerçekleştirilmiş ancak öncekilerden farklı olarak karaciğer hastalığının klinik veya biyokimyasal bulgularından çok fibrozis seviyesine yönelik bir araştırma olarak planlanmıştır.

Bu çalışmaya göre kafein kullanımı karaciğerdeki inflamatuvar aktiviteye etki etmeksizin fibrozisi baskılamakta ve doğrudan antifibrotik etki göstermektedir (7). Saygın bir dergide yayına kabul edilmiş bu makalenin bulguları mutlaka dikkate alınacaktır ancak buradan çıkarılacak sonuçların çok dikkatle yorumlanması gerekmektedir. Her şeyden önce değişik etyolojik faktörlerle oluşmuş kronik karaciğer hastalıklarının birbirinden farklı fibrozis ilerleme hızlarına sahip olduğu, bu hızın hastalığın doğal seyri boyunca sabit olmadığı, duraksamalar ve gerilemelerle seyrettiği unutulmamalıdır.

Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığında 103 hastanın kontrol biyopsilerinde histolojik progresyonu araştıran bir çalışmada başlangıç biyopsisi F2 fibrozis gösteren 23 hastanın 2. biyopsisinde 4 hastada F0, 4 hasatada F1, 5 hastada F2, 7 hastada F3, 3 hastada F4 fibrozis saptandığı bildirilmiştir. Bu durumda tedavi almaksızın izlenen bu hastaların % 34’ünde fibrozisin gerilediği, % 22’sinde sabit kaldığı sonucu ortaya çıkmaktadır (8).

Karaciğer hastalığının doğal seyrine ilişkin bu örneği dikkat aldığımızda geçerli istatistik yöntemleri ile değerlendirilmiş olsa bile değişik etiyolojilere bağlı 177 hastanın karaciğer biyopsi bulgusundan elde edilen sonucun kafeinin karaciğer hastalığını yavaşlattığı şeklinde yorumlamanın güç olduğunu düşünüyorum ve bilimsel bir derginin sayfalarından alınıp toplum geneline dönük yayınlara aktarılan bu bilginin enginar efsanesine benzer bir yanılgıya kaynak oluşturmasından endişe duyuyorum. Eğer ileriye dönük kontrol biyopsileri bu çalışmanın bulgularını destekler ise o zaman daha farklı düşünülebilir.

Kahveyi seven ve çokça tüketen bir kişi olarak benim bu çalışmadan (ve aynı konuda daha önce yapılmış olanlardan) çıkarabileceğim netice biraz daha temkinlidir. “Kahve içerek hastalığımı tedavi edebilir miyim?” diye soran hastalarıma bunun mümkün olmadığını söyleyecek, “Kahvenin zararı olur mu?” diye soranlara ise zararı olmaz, tam tersine faydalı olması bile mümkündür demeye devam edeceğim.

Kaynaklar

1)  Ruhl CE, Everhart JE: Coffee and caffeine consumption reduce the risk of elevated serum alanine aminotransferase activity in the United States. Gastroenterology 2005;128:24-32.

2) Casiglia E, Spolaore P, Ginocchio G, Ambrosio GB: Unexpected effects of coffee consumption on liver enzymes. Eur J Epidemiol. 1993;9(3):293-7.

3) Tanaka K, Tokunaga S, Kono S et al: Coffee consumption and decreased serum gamma-glutamyltransferase and aminotransferase activities among male alcohol drinkers. Int J Epidemiol. 1998; 27(3):438-43.

4) Klatsky AI, Armstrong MA: Alcohol, smoking, coffee, and cirrhosis. Am J Epidemiol. 1992;136:1248–1257.

5) Corrao G, Zambon A, Bagnardi V, D'Amicis A, Klatsky A: Coffee, caffeine, and the risk of liver cirrhosis. Ann Epidemiol. 2001;11(7):458-65.

6) Bravi F, Bosetti C, Tavani A et al: Coffee drinking and hepatocellular carcinoma risk: a meta-analysis. Hepatology. 2007;46(2):430-5.

7) Modi AA, Feld JJ, Park Y, Kleiner, DE, Everhart JE, Liang J, Hoofnagle JH: Increased caffeine consumption is associated with reduced hepatic fibrosis. Hepatology 2009 (Baskıya kabul edilmiş makale)

8) Adams LA, Sanderson S, Lindor KD, Angulo P: The histological course of nonalcoholic fatty liver disease: a longitudinal study of 103 patients with sequential liver biopsies. Journal of Hepatology 42 (2005) 132–138.

Bu yazı 5747 kez okundu

Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?