Köşe Yazıları

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş

SD Platform yazarı olan Dr. Altuntaş, 1961 yılında İstanbul’da doğdu. Pertevniyal Lisesi'nin ardından 1985’te İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında doçent oldu. 1999’da Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi iç Hastalıkları Klinik Şefliği’ne atandı. 2003–2005 arasında aynı hastanede başhekimlik görevini yürüttü. Halen Endokrinoloji ve Metabolizma Klinik Şefi olan Dr. Altuntaş, Metabolik Sendrom Derneği'nin kurucuları arasında yer almaktadır. Altuntaş, evlidir ve 3 çocuk babasıdır.

Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Hepimiz 'metabolik sendrom'uz!

Dünyadaki ölümlerin yarısından kardiyovasküler hastalıklar sorumludur. Günümüzde diyabet, dünyanın her yerinde en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Diyabet obezitenin de dünyada hızla artmasına paralel olarak beşinci ölüm nedeni haline gelmiştir.  Dünya Diyabet Federasyonu (IDF) ve Uluslarası Obezite Çalışma Birliği (IASO) göre dünyada 1 milyar erişkin fazla kilolu olup bunların 300 milyonu şişmandır ve 1.7 milyar kişi tip 2 diyabet gibi fazla kiloyla ilişkili kronik hastalık riski altındadır. Obezlerde vücüt ağırlığındaki her 1 kg. artış diyabet sıklığını % 5 artırmaktadır. Dünya çapında 200 milyon kişi diyabetiktir ve bu sayı önümüzdeki 30 yıl içinde büyük olasılıkla iki katına çıkacaktır. İşte kalp damar hastalıklarına yol açan birbiri ile bağlantılı çok önemli 4 hastalık olan şişmanlık (obezite) ve şeker hastalığı (diyabet), hipertansiyon ve yüksek kan yağları düzeyleri son 30 yıldan beri aynı kaynaktan beslenen bir hastalık grubu olarak öngörülerek ortak metabolik bir isimlendirme (metabolik sendrom)  ile değerlendirilmektedir.

Metabolik Sendrom, kalp damar hastalıklarına yol açan ve de baş sorumlunun insülin direnci olduğu bir grup hastalığın bir birine eklenerek oluşturduğu metabolik bir hastalıktır. Metabolik sendromu oluşturan bu kalp damar hastalıkları risk grubunun elemanları şeker hastalığı veya glukoz intoleransı, şişmanlık, hipertansiyon ve yüksek kan yağlarıdır. Ayrıca diabet, hipertansiyon, hiperlipidemi ve koroner arter hastalığından oluşan gruba kardiyometabolik hastalıklar adı verilmektedir.

Metabolik sendromun tanımı

Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında metabolik sendromu, diyabet, bozulmuş açlık glukozu, bozulmuş glukoz toleransı veya insülin direnci ile birlikte, hipertansiyon (>160/90 mm/Hg), hiperlipidemi, abdominal obezite ve mikroalbüminüriden en az ikisinin olması olarak tanımladı. Amerikan Ulusal Kolesterol Eğitim Programı (National Cholesterol Education Program (NCEP) Uzman Paneli, 2001 yılında yetişkinlerde yüksek kan kolesterolü tespiti, değerlendirme ve tedavisi raporunu (ATP III) hazırladı. Bu raporda, metabolik sendrom tanısı için tabloda belirtilen beş kriterden (1.abdominal obezite, 2. kan şekeri yüksekliği, 3. trigliserid yüksekliği, 4. HDL kol düşüklüğü, 5. kan basıncı yüksekliği) üçünün varlığının yeterli olduğu bildirildi. Ancak 2005 yılında Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) ATP III raporunda değişiklik yaparak daha sıkı yeni bir metabolik sendrom kriteri yayınladı.

 Metabolik sendrom için önerilen farklı terimler
&O1548; Sendrom X
&O1548; İnsülin direnci sendromu
&O1548; Polimetabolik sendrom
&O1548; Ölümcül dörtlü
&O1548; Uygarlık sendromu

Metabolik sendrom sıklığı

Ülkemizde son yıllarda yapılan çalışmalarda; metabolik sendrom sıklığı oranı TEKHARF çalışmasında  % 37, TEMD çalışmasında % 41, METSAR çalışmasında  % 33,9 olarak bulunmuştur.
Türkiye Metabolik Sendrom Araştırma Grubu’nun( METSAR) yaptığı çalışmaya göre ülkemizde kentsel yerleşimde metabolik sendrom sıklığı ortalama % 33.8’dir. Türkiye’de metabolik sendrom sıklığını araştıran METSAR çalışmasına göre metabolik sendrom görülme oranı; 20-30 yaş arasındaki kişilerde % 10 iken, yaş ilerledikçe giderek katlanarak artarak, 60-70 yaş arasındaki erkeklerde %61’e, kadınlarda ise % 75 oranına çıkmaktadır. Araştırmadaki diğer önemli sonuç ise kadın nüfusun erkek nüfusa oranla daha fazla risk altında bulunmasıydı. Türkiye genelinde metabolik sendroma yakalanma sıklığı oranı erkeklerde % 28.8 iken kadınlarda % 41.1 olduğu saptanmıştır.

METSAR çalışmasında Metsend Bileşenlerinin sıklığı

Abdominal obezite (Bel çevresi erkeklerde >102 cm., kadınlarda > 88 cm. ): Kadında % 54.8, erkeklerde % 17.2
Trigliserid yüksekliği ( >150 mg/dl.): % 35.8
Kan şekeri yüksekliği (> 110 mg/dl.): % 27.6
HDL kol. Düşüklüğü (erkeklerde < 40 mg/dl., kadınlarda 50 mg/dl.): % 44.1
Kan basıncı yüksekliği ( 130/85 mmHg.): % 55.7
Sigara kullanımı: Erkek % 45.9,  kadın % 17,  genel % 31.3

Metabolik sendrom bileşenleri

Birincil bileşenler
Diabetes Mellitus-bozulmuş açlık glukozu-bozulmuş glukoz toleransı
Hipertansiyon
Dislipidemi
Obezite
İkincil bileşenler
Koroner arter hastalığı
Non alkolik yağlı karaciğer
Polikistik over hastalığı
İnflamasyon(CRP artışı)
Endotel disfonksiyonu
Hiperkoagulabilite

Çocuklarda metabolik sendrom

Tip 2 diyabet, metabolik sendrom ve hipertansiyon gibi daha çok erişkinlerde görülen kronik hastalıklar çocukluk çağında da önemli bir hale gelmeye başlamıştır.  Dünya genelinde okul çağındaki çocukların % 10’unun fazla kilolu olduğu bilinmektedir. Çocukluk çağında yanlış beslenme davranışlarının kazanılması ile başlayan süreç erişkin yaşlarda da artarak devam ederek telafisi güç sağlık problemlerine yol açmaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte fiziksel aktivite de azalma, hazır fast-food türü ürünlerin yoğun tüketilmesi, beslenmedeki yanlış bilgilendirilme bu duruma yol açmaktadır.

Metabolik sendromda hastalık yönetimi

I- Koruyucu hekimlik uygulamaları

1- Hasta eğitimi: Verilecek hasta eğitimi metabolik sendrom’da ciddi bir düzelme sağlayabilir. Diabet, obezite ve hipertansiyon için açılacak hasta okulları daha sistematik fayda sağlayacaktır. Türk mutfağında un, şeker ve yağa dayalı ürünlerin fazlalığı dengesiz beslenmeye yol açmaktadır. Tekli doymamış yağın (zeytin yağı) ağırlıklı olduğu Akdeniz diyetinde (ülkemizde özellikle Ege bölgesinde) koroner arter hastalığı ve şeker hastalığının daha az olduğu görülmektedir. Yine üç tarafı denizler ile kaplı ülkemizde balık, içerdiği 3 omega yağ asidi nedeni ile metabolik sendrom bileşenleri üzerine olumlu etki yapacak bir besin kaynağıdır.
2- Anne sütünün önemi: Obezitenin önlenmesi çalışmalarına bebeklikte başlanmalıdır. Bebek mamalarındaki özendirici reklamlar kaldırılmalıdır. İleriki yaşlarda obezite ve şeker hastalığını önleyici özelliği olan anne sütünün mümkün olduğunca ilk 2 yıl sürdürülmesi sağlanmalıdır.
3- Kanuni düzenlemeler: Gıdalardaki gizli şekerler obezite ve diyabetin azaltılmasına yönelik stratejileri etkisiz hale getirdiğinden gıda içeriklerinin olası sağlık zararları konusunda ayrıntılı etiketleme kanuni bir zorunluluk haline getirilmelidir.
4-Fast food ürünlerin kontrolü: Çocuk ve gençlerin hedef alındığı fast-food ürünlerinin ve şekerli gazozlu içeceklerin okullarda kontrolü gerekmektedir.

II- Yaşam stili değişiklikleri

1- Kilo verilmesi: Obezite tedavisinde gerçekçi hedef ideal vücut ağırlığı değil, mevcut vücut ağırlığının % 10’unun altı ay süresince kaybedilmesidir. % 10’luk kilo kaybı ile metabolik sendrom tüm bileşenleri kontrol altına alınabilir. Hem yağ oranının hem de günlük kalori alımının kısıtlandığı bir diyet, metabolizmayı olumlu etkileyerek dengeli bir kilo kontrolünü sağlayabilir.

2- Fiziksel egzersiz: Düzenli aerobik (yürüme, yüzme vs.) ve de anaerobik egzersiz (kas güçlendirici egzersizler, direnç egzersizi) diabet, obezite, hipertansiyon ve hiperlipidemi gibi tüm metabolik sendrom bileşenleri üzerine hem önleyici hem de tedavi edici etki göstermektedir. % 7’lik kilo kaybı + düzenli fiziksel aktivite 4 yıl içersinde tip 2DM riskini % 50 azaltmaktadır. (TEMD klavuzu 2006)
3- Sigara bırakılması: İnsülin direncini azaltmaktadır.
4- Aşırı alkol alımının azaltımı
5- Tuz kısıtlanması: Hipertansiyonu kontrol altına almakta hem de insülin direncini azaltmaktadır.
6- Beslenme değişikliği: Sature ve total yağ alımının azaltılması, sebze ve meyvenin artırılması.

Sonuç

Metabolik sendromun ana nedeni olan insülin direnci aslında toplumda sık rastlanan bir fenomendir. Şişman olmayan ve OGTT’i normal olan bireylerin % 25’inde, esansiyel hipertansiyonlu hastaların da % 50’sinde insülin direnci bulunmaktadır. Son yapılan bir çalışmaya göre de nüfusun 1/3’ü ciddi insülin dirençlidir.
Modern yaşamın beklenen hastalığı olan metabolik sendrom, diabet, hipertansiyon, obezite ve de hiperlipidemi gibi aktörlerden herhangi biri ile sahneye çıkmaya başladığında diğer bileşenlerin bir süre sonra eşlik etmesi kaçınılmazdır. Oluşan bu zincirleme metabolik hasar en az 3 bileşenin birbirine kenetlenmesi ile metabolik sendromun ortaya çıkmasına neden olur.  Metabolik sendromu oluşturan 5 bileşenin de altında insülin direnci yattığından her bir bileşen ile mücadele diğer bileşenlerin de ortaya çıkmasını engelleyecektir veya geciktirecektir. Bu yüzden kalp damar hastalıklarına ve de metabolik sendroma yönelik koruyucu hekimlik uygulamaları daha gerçekçi tedavi olarak gözükmektedir.
                                                                                   
Kaynaklar
  
Alberti KG, Zimmet PZ. Definition, diagnosisi and classsification of diabetes mellitus and its complications. Part 1. Diagnosis and classification of diabetes mellitus, provisional report of a WHO consultation. Diabet Med 1998;15:539-53.

(National Institutes of Health:Third Report of the on Detection, Evaluation and Treatment of High Blood Cholesterol in Adults. Adult Treatment Panel III. Executive Summary. Bethesda, MD, National Institutes of Health, National Heart Lung and Blood Institute, 2001-NIH publ. No.01-3670.

Park YW, Zhu S, Palaniappan L, et al. The metabolic syndrome: prevalence and associated risk factor findings in the US population from the Third National Health and Nutrition Examination Survey, 1988–1994. Arch Intern Med. 2003;163:427–436.

Onat A, Sansoy V. Halkımızda koroner arter hastalığının başsuçlusu metabolik sendrom: sıklığı, unsurları, koroner risk ile ilişkisi ve yüksek risk ölçütleri. Türk Kardiyol Dern Arş 2002; 39:9–15.

Reaven GM. Banting Lecture 1988: Role of insulin  resistance in human disease. Diabetes 1988; 37 : 1595-1607.

Zavaroni I, Mazza S, Dall'Aglio E, Gasparini P, Passeri M, Reaven GM. Prevalence of hyperinsulinaemia in patients with high blood pressure. J Intern Med. 1992;231: 235-40.
Reaven GM. The insulin resistance syndrome: definition and dietary approaches to treatment. Annu Rev Nutr. 2005;25: 391-406

 
Kasım 2007 tarihli Sağlık Düşüncesi Dergisinde yayımlanmıştır.
Bu yazı 2345 kez okundu

Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?