Gündem

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş

Doktor-hasta ilişkilerine yakın plan

SD, 16. sayısında doktor-hasta ilişkelerini dosya konusu yaptı. Hüsrev Hatemi, Kemal Sayar, Yüksel Altuntaş, Şaban Şimsek, Recep Güloğlu ve Ekrem Atbakan yazı yazan isimlerden birkaçı.

Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi'nin 16. sayısında doktor-hasta ilişkileri dosyası kapsamında hazırlanan makalelerden kısa alıntılara aşağıda yer veriyoruz.


Prof. Dr. Hüsrev Hatemi:
Günümüzde böyle kelli ferli hocalar kalmadı. Bunun yerine şimdi bazı tıp çıkışlı olmayan öğretim üyelerinden hattâ onlar kadar da yetkili olmayan, sahte hekimlerden kendilerini “süpermarket” aile hekimlerini, pratisyenleri, bütün klinikçileri ise “kahraman bakkal” gibi gören şahıslar görülüyor. Temel bilimcileri haydi hoş görelim. Fakat “elimde biyoenerji var, bilinmedik otları biliyorum” diyenlerin, bunun yanında tıp biliminden aldıkları malları işportada satarken, binlerce yıllık bir mesleğe sahip olan her biri en az altı yıl yükseköğrenim görmüş hekimleri küçümsemeğe kalkanların, bu konuda hakları sıfır miktarındadır.


Dr. Şule Selvi:
“Hasta ilişkilerini geliştirelim, daha çok empati yapalım” derken bir taraftan da hastadan giderek uzaklaşmaya çabalamak ya da araya mesafe koymaya çalışmak ciddi bir paradoks meydana getirmektedir. Kanımca, bu paradoksal durum, yeni jenerasyondaki hekimlerin, yani meslek büyüklerinden hastayla sıcak ilişkiler geliştirmeyi, empati yapabilmeyi öğrenmiş ancak henüz daha oturmamış yasal sorumluluklarla da yüz yüze gelmiş, tabir yerindeyse “geçiş dönemi doktorları”nın problemidir. Belki de bizden sonra gelecek hekim arkadaşlarımız tamamen defansif tıbbı benimseyecekler ya da her şeye rağmen hastalarıyla ilişkilerini daha da sıcaklaştıracaklar, kim bilir…


Prof. Dr. Kemal Sayar:
Bazen insanlar biz psikiyatristlere “kiralık sır kasası” gibi davranırlar. Hayatta hiç kimseye söyleyemedikleri, hiç kimseyle paylaşamadıkları sırlarını, gelip sizin beyninize kilitler ve oradan çıkmayacağı güveniyle rahatlamış olarak ofisinizden ayrılırlar. İyi bir psikiyatrist, karşısındaki insanı yargılamaz. Ona kendi dünya görüşünü empoze etmekten kaçınır. İyi bir psikiyatrist-hasta ilişkisi iki tarafın da birbirine saygı duyduğu, demokratik, tahakkümcü olmayan bir ilişkidir... İyi hekimliğin yolu, iyi insan olmaktan geçer. Kendi narsistik ihtiyaçları için hastalarını manipüle eden, onları azarlayan, onlara kötü davranan, onlara insanca bir davranışı çok gören bir hekim, mesleğinin ruhuna yabancılaşmış bir hekimdir. Şefkat, merhamet ve adaletin sacayaklarını oluşturmadığı bir hasta-hekim ilişkisi sadece hayal kırıklığı üretir. Bunun için de hekimin, kendi kusurlarını fark edebilen, patronluk ya da “Tanrılık” taslamayan, empati bakımından cömert, mütevazı duruşlu bir kişiliği olması gerekir.


Dr. Ekrem Atbakan:
ALO 184 SABİM Çağrı Merkezi, halen yılda ortalama 1 milyon telefon çağrısı karşılamaktadır. 2003 yılında 170 bin çağrı karşılanmış, 2004 yılında bu sayı 500 bini aşmıştır. 2005 yılından itibaren çağrılar yılda ortalama 1 milyon seviyesinde sabitlenmiştir. SABİM’i arayan vatandaşlar, sağlıkla ilgili her konuda talep, şikâyet, görüş ve önerilerini, varsa teşekkürlerini bildirmekte ve tüm çağrılar yukarıda yapısı belirtilen süreçlerden geçerek değerlendirilmektedir. Gelen çağrıların % 95’i, ilk 24 saat içerisinde sonuçlandırılarak vatandaşlara geri bildirimler yapılmaktadır.


Doç. Dr. Hanzade Doğan:
Tıbbi kararlar bilimsel açıdan hekime ait olsa bile, bu kararların uygulamaya geçirilmesinin, kişilerin yaşamları ve buna verdikleri anlam üzerine büyük yansımaları vardır. Bunun için karar mekanizmasının iki taraflı bir anlaşma zemini içinde gerçekleştirilmesi, etik açıdan sağlıklı kararlar için ön koşul gibi görünmektedir. 20. yüzyılın ortalarına kadar hâkim olan paternalistik (babacı) yaklaşım, bu yüzden yerini bazı toplumlarda yeri geldiğinde özerkliğe ve özerkliğin uygulamalarda kullandığı “aydınlatılmış onam” gibi yaklaşımlara bırakmaktadır... Tıbbi uygulamaların çeşitliliği içinde hekimlerin de cevaplarını bilmedikleri soruların ve yaşama dair bilinmezliklerin de sayıları az değildir. Bu tür konu başlıklarına örnek olarak, kürtaj, doğumun anlamı, hamileliğin anlamı, doğmamışın hakları, bir tüp içindeki hamilelik, yedek embriyoların statüsü, kiralık annelik, ötanazi, boşuna tedavi, klinik araştırmalar, akıl hastaları vb. başlıklar da yer almaktadır ki; bu durumlarda hastanın olaya dâhil edilmesi ayrıcalıklı ve kritik bir önem taşır.


Dr. Nurhan Demirhan:
Ülkemizde tıbbi uygulama hataları (malpraktis) ile ilgili henüz bir yasa yoktur. Hekimler ve diğer sağlık çalışanlarının hatalı tıbbi girişimleri sonucunda cezai yaptırımlar için Türk Ceza Kanunu (TCK)’nda düzenlenmiş taksirle yaralama (TCK madde 89), taksirle öldürme (TCK madde 85), kasten yaralama (TCK madde 86), kasten öldürme (TCK madde 81), kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi (TCK madde 83) suçlarının karşılığı olan hükümler uygulanır... Hasta/hasta yakını şikâyetleri nedeniyle sağlık hizmeti sunan çalışanların hukuksal boyutta sorumlulukları ve karşılığında bir takım cezai yaptırımları söz konusu olabileceği gibi her hak ihlali de suç sayılmayacaktır. Bu şikâyetlerin dikkatle incelenmesi sonucunda yapılacak tespitler, sağlık hizmetleri kalitesinin arttırılmasında çok önemli rol oynayacak ve böylelikle sağlık hizmetlerinin en yüksek düzeyde sunulması sağlanacaktır.


İlker Köse:
İşin doğası gereği, sağlıkta sahteciliğin ne oranda yapıldığına dair kesin bir bilgi elde edilememektedir. Ancak belirli örneklemler üzerindeki çalışmalar, bize bazı tahminler vermektedir. Örneğin ABD’de, sigortacılık sahteciliğinin %10 oranında (yaklaşık 30 milyar USD) sağlık işlemlerinde toplam %3 ila % 10 oranında (yaklaşık 115 milyar USD) sahtecilik yapıldığını göstermektedir. İngiltere’de sigortacılık sahteciliğinin 3.8 milyar USD miktarında, Kanada’da ise kişisel sigortacılık sahteciliklerin 500 milyon USD miktarında yapıldığı tahmin edilmektedir... GSS Başkanlığı, yakın zamanda vatandaşların kendi sağlık harcamaları bilgilerine MEDULA üzerinden erişebileceği ve hekimlere kendi yazdıkları ilaçların dağılımına dair dökümlerin gönderileceğini ifade etmektedir. Başlangıçta, “biri bizi gözetliyor” görüntüsü verdiği için bu tür uygulamaların pek çok sahteciliğin önünü keseceği düşünülse de ben farklı olacağını düşünüyorum. Zira sahteciliğin doğası bundan çok daha karmaşıktır.  Sahtecilik yapan insanlar, gözetlendiklerini hesaba katarak sahtecilik yapıyorlar.


Dr. Selma Altındiş:
İyi planlamış bir şikâyet yönetimi ve problem çözme süreci, kurumlara müşterileri hakkında veri ve geri bildirim sağlar. Müşteri bilgisi, kurumların süreçlerini iyileştirmelerinde ve müşteri memnuniyetini, sadakatini ve karlılığını artırmada kullanılır. Çünkü aldığı hizmetten memnun olmayan kişiler, genellikle kurum hakkında konuşarak kurumun imajına ve itibarına zarar verebilirler. Ayrıca araştırmalar, çözüme ulaşmamış şikâyet sahiplerinin bu durumu yirmi kişiye anlattığını göstermektedir. Öte yandan bu şikâyetlerinin hızlı bir şekilde çözümü durumunda ise kuruma karşı sadakatin gelişmesi ve kurumu destekleyici bir eğilim gösterildiği bildirilmektedir.


Prof. Dr. Şaban Şimşek:
Fakir ama namuslu hasta! (Dr. Emine Akçay’dan uyarlama)
- İlaçları senin karnene yazsak olmaz mı?
- Anlamadım!
- “İlaçları senin karnene yazsak olmaz mı” diyorum, Doktor Hanım.
- Benim karneme mi, niçin?
- Benim karnem yok da!
- Peki, bu karne senin değil mi?
- Yok, o komşumun kızının.
- Ama bununla muayene oldun!
- Evet, ama ilaç yazdırınca defterde gözüküyor. Bu ara çok kullandık onu, yüzüm tutmuyor artık.
- ...


Prof. Dr. Recep Güloğlu:
Kanaatimce ileriki yıllarda tıp eğitimi derslerine iletişim konuları eklenecek, hasta ve yakınlarına da kimseye saldırmayacaklarına, kimseyi taciz etmeyeceklerine dair onay kâğıdı imzalatılacaktır. Son günlerde bazı sağlık kurumları, çalışanlarına, kendini koruma amaçlı savunma teknikleri kursları vermeye başlamıştır. Bu eğitimlerde sözle ve beden dili ile hasta ve yakınını sakinleştirmek konusunda eğitim verilmektedir. Hatta saldırıda bulunanlara zarar vermeden nasıl kontrol altına alınması gerektiklerinin pratikleri öğretilmelidir.


Prof. Dr. Yüksel Altuntaş:
... Herkesin sosyoekonomik düzeyine göre aramaya başladığı aracılar çok geçmeden bulunur. Çoğunlukla akraba, komşu, arkadaş, bazen bürokrat ve de siyasiler… Durumu müsait olanlar için ise en sonunda yurt dışında referans merkezler, hastaneler vs… Sonuç, aynı işin defalarca tekrarlanması, sağlık sisteminin gereksiz kullanılmasıdır. Aslında hastaya konulan tanı doğrudur, tedavi yerindedir. Fakat hasta, tanı ve tedaviyi test ettirmek için sağlık sistemini yeniden kullanır. İkinci kez ve de gereksiz olarak kullanılan sağlık sistemi kendine göre bir piyasa oluşturmuştur. Kendiliğinden hakem haline gelen bu “ikincil sağlık sistemi”ndeki aktörler referans hekim olarak bilinirler.

Dr. Sebahattin Işık:
Ne olur, sen bari kapında bekletme be doktorcuğum. “Sıranı bekle, içeride hasta var, dur biraz” gibi tabirler benim için küfürden farksız. Hele o muayene kapısında bekleşen diğer hastalar yok mu? Hepsini düşman gibi görüyorum; benim hakkıma tecavüz eden düşmanlar. Zaman zaman onların da benim gibi hakları olduğunu düşünmüyor değilim, ama ben daha fazla hasta olduğuma göre öncelik neden benim olmasın ki?

Tüm yazıları okumak için tıklayınız!

16 MART 2011 Bu haber 5139 kez okundu

Etiketler



Habere ait görsel bulunamamıştır.

Habere ait yorum bulunamamıştır. Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

Diğer Gündemler

TÜM HABERLER
  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?